Sahildeki bütün bu insanlar sürekli korku içinde ya-şıyorlardı, hatta insanın soluğunu kesen günbatımını sey-rederken bile... Yalnız kalmaktan korkuyorlardı, şeytanla-nın üşüştüğü karanlıktan; pot kırmaktan; Tanrı'nın yargı-sından, başkalarının ne diyeceğinden; her şeyi cezalandı-ran mahkemelerden; risk alıp yenilgiye uğramaktan; kaza-nıp başkalarının kıskançlığına katlanmak zorunda kal-maktan; sevip de reddedilmekten, maaşına zarı istemek-ten; bir daveti kabul etmekten; bilmediği yerlere gitmek-ten; yabancı bir dili konuşamamaktan, başkalarını etkile-yememekten; yaşlılıktan ve ölümden; hatalarıyla göze çarpmaktan; meziyetleriyle göze çarpmamaktan, ne hata-larıyla ne de meziyetleriyle göze çarpmaktan...
Korku, korku, korku... Yaşam, giyotinin gölgesinde bir terör rejimiydi. "Umarım bu, biraz olsun içini rahat-latır," diyen şeytanın sesini duymuştu Yabancı. "Herkes korkudan ölüyor. Bir tek sen değil. Tek fark, senin, işin en güç bölümünü geride bırakmış olman. En çok korktuğun şey başına geldi. Senin yitirecek bir şeyin yok artık, oysa sahildeki bu insanlar sürekli korku yaşıyorlar. Bazıları da-ha çok bilincinde bunun, onlar korkularını bastırmaya ça-lışıyor, bazıları da korkuyu yok sayıyorlar, ama günün bi-rinde korkunun pençesine düşeceğini herkes biliyor."