Ceren

Ceren
@Fikrifelsefi
"Sana öğütlediğim şeyi sonunda yapacaksın, yav-rum. Yanılmadığımdan emin olarak sana şunu söyleyebi-lirim: Yaşam, kısa ya da uzun sürebilir; bu onu nasıl ya-şadığımıza bağlı." Chantal gülümsedi, Berta'yı kucakladı ve Bescos'u bir daha dönmemek üzere terk etti. Yaşlı kadının hakkı vardı: Uzun bir yaşam sürmeyi umut ediyor olsa da yiti-recek zamanı yoktu.
Reklam
Sizin sorununuzun temelinde Tanrı'nın adil olup olmadığı yatmıyor," dedi adam, "kendinizi hep koşulların kurbanı yapmış olduğunuz gerçeği yatıyor. Sizin duru-munuzda olan pek çok kişi tanıyorum." "Örneğin sizin gibi." "Hayır. Ben başıma gelen bir şeye karşı isyan ettim, insanların benim yaptığımı iyi bulup bulmamaları umu-rumda değil. Siz ise zavallı öksüz rolünü kabullendiniz, ne pahasına olursa olsun başkaları tarafından benimsen-mek istediniz. Aslında siz Bescos'takiler gibi olmak isti-yorsunuz, aslında hepimiz başkaları gibi olmak isteriz. Oysa kader size başka bir hikâye layık görmüş."
Kulağa inanılmaz gelebilir ama duyduğu şey onu sa-kinleştirdi, sanki başkalarının çektiği acı kendisininkini azaltmıştı. O günden sonra şeytan, onun yanından hiç ayrılmadı. İki yıldır birlikteydiler, ruhunun tümüyle şey-tanın eline geçmesi Yabancı'yı ne sevindiriyor ne de ca-nını sıkıyordu. Şeytanın varlığına alıştıkça Kötü'nün kaynağını bil-mek isteği de artıyordu, ama hiçbir sorusuna tam bir ya-nıt alamadı. "Benim varlığımın nedenini bulmaya çalışmak bo-şuna çaba olur. İlla da bir açıklama istiyorsan, Tanrı'nın, bir dalgınlık anında evreni yaratmış olmasının cezasını benden bulduğunu düşünebilirsin
Sahildeki bütün bu insanlar sürekli korku içinde ya-şıyorlardı, hatta insanın soluğunu kesen günbatımını sey-rederken bile... Yalnız kalmaktan korkuyorlardı, şeytanla-nın üşüştüğü karanlıktan; pot kırmaktan; Tanrı'nın yargı-sından, başkalarının ne diyeceğinden; her şeyi cezalandı-ran mahkemelerden; risk alıp yenilgiye uğramaktan; kaza-nıp başkalarının kıskançlığına katlanmak zorunda kal-maktan; sevip de reddedilmekten, maaşına zarı istemek-ten; bir daveti kabul etmekten; bilmediği yerlere gitmek-ten; yabancı bir dili konuşamamaktan, başkalarını etkile-yememekten; yaşlılıktan ve ölümden; hatalarıyla göze çarpmaktan; meziyetleriyle göze çarpmamaktan, ne hata-larıyla ne de meziyetleriyle göze çarpmaktan... Korku, korku, korku... Yaşam, giyotinin gölgesinde bir terör rejimiydi. "Umarım bu, biraz olsun içini rahat-latır," diyen şeytanın sesini duymuştu Yabancı. "Herkes korkudan ölüyor. Bir tek sen değil. Tek fark, senin, işin en güç bölümünü geride bırakmış olman. En çok korktuğun şey başına geldi. Senin yitirecek bir şeyin yok artık, oysa sahildeki bu insanlar sürekli korku yaşıyorlar. Bazıları da-ha çok bilincinde bunun, onlar korkularını bastırmaya ça-lışıyor, bazıları da korkuyu yok sayıyorlar, ama günün bi-rinde korkunun pençesine düşeceğini herkes biliyor."
Bütün insanlar kötüyse sizin yaşadığınız trajedinin itiraz edilecek bir yanı kalmaz," diye devam etti Chantal. "Böylece karınızın ve kızlarınızın kaybını daha kolay ka-bullenebilirsiniz. Ama iyi insanlar varsa o zaman, siz ak-sini iddia etseniz de, hayat dayanılmaz olur. Çünkü o zaman kader sizi, hiç de hak etmediğiniz bir tuzağa dü-şürmüş demektir. Siz ışığı yeniden bulmak istemiyorsu-nuz; dünyada karanlıktan başka bir şey olmadığına emin olmak istiyorsunuz
Reklam