Sokrates’in Savunması’na biraz farklı bir açıdan bakacağım; Nietzsche’yi yanıma alarak. Ben bu metni okurken Sokrates’i sadece haksız yere yargılanmış bir bilge olarak değil, Nietzsche’nin eleştirdiği anlamda, aklı hayatın önüne koymuş sorunlu bir figür olarak da düşündüm. Nietzsche’ye göre Sokrates, çökmekte olan Atina’nın hem belirtisi hem de çaresiz bir çözümüdür. İçgüdülerin yerine aklı, yaşamın yerine mantığı dayatır.
Sokrates’in kendini “at sineği” olarak tanımlaması düşündürücü bu bağlamda. Benim için bu sinek yalnızca uyuyan toplumu uyandıran cesur bir ses değil, aynı zamanda hayatın çelişkili, trajik doğasını sürekli akılla didikleyen rahatsız edici bir ısrardır. Yine de ironik olan şu ki, Sokrates öldürülürken Atina rahatlar; sinek susturulur ama at da bir daha uyanmaz. Bu kitabı bitirdiğimde aklımda kalan soru şuydu: Toplumlar gerçekten gerçeği mi sevmez, yoksa onları rahatsız eden sesi mi?