Ahh Tanrım! Onun ayağını, kolunu, omzunu sevmek; hücrenin taş zemininde geceler boyunca acıyla kıvranacak kadar onun mavi damarlarını, esmer tenini düşünmek, onun için hayali kurulan bütün okşayışların, sonunda işkenceye dönüştüğünü görmek! Onu ancak meşin döşeğe yatırabilmek! Ahh! Cehennem ateşinde kızdırılmış asıl kıskaçlar bunlardır işte! Ahh! İki tahta arasında biçilene, dört ata bağlanıp parçalara ayrılana ne mutlu! Sen uzun geceler boyunca fokurdayan damarlarının, yarılan yüreğinin, çatlayan başının, ellerini ısıran dişlerinin insana yaşattığı o işkencenin ne olduğunu bilir misin? İnsanı kızgın bir ızgara üzerindeymişçesine, bir aşk, kıskançlık veya umutsuzluk düşüncesinin üzerinde ha bire evirip çeviren acımasız işkencecilerdir bunlar. Merhamet et bana! Biraz ara ver! Bu kor yığınının üstüne biraz kül at! Sana yalvarıyorum, alnımdan boncuk boncuk dökülen şu teri sil! Ey çocuk! Bir elinle işkence yap, kabul; ama öbür elinle okşa beni! Acı bana, merhamet et!..