İsteseydin eğer, bir kere isteseydin, evet bir kez gerçekten isteseydin olan olurdu... Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen!
Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin
ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç
olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen
hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin,
ölümün pahasına istemedin, ölümüne
istemedin! isteseydin ölürdün, ölseydin olurdun. Oysa ne öldün, ne oldun. Çünkü sen istemedin; isteğini, istediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun, bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orda olmuş ve ölmüş idin.
Sen hiç istemedin ki dostum! istemesini bilemedin, istemek nedir bilemedin! çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın!
“Hoş, cenazelerin başında da "kalan sağlar bizimdir" diye avunurduk hep.Kalan sağlara sevinmek.Her zaman sevinecek bir şey bulmak...Artık sevinecek bir şey bulmak istemiyordum demek.Geleceğe inanmakla Pollyannacılık arasındaki çizgiyi kesinlikle ayırmak...”
"Havaya değip de bozulmasın diye salamura tenekelerinin
üzerine taş koyarlar.O zaman düşünmemiştim
sanıyorum.Ama galiba taşı kaldırılmış bir peynir tenekesiyim."