Fatma Nur Şahin

Fatma Nur Şahin
@Ftmnrshn
"Gölgeye girenin gölgesi olmaz" Neşet Ertaş
Tarih, Yüksek Lisans
128 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Yaptığınız şeyleri dikkatinizi vererek yapmanız, yaşam kalitenizi artıracaktır.
Sayfa 167·Kitabı okudu
1000Kitap
Merhaba, kitabı okumak istiyorum da faydalı bir kitap mı acaba bilgi verirseniz çok mutlu olurum.
Kesinlikle verdiğiniz zamana değecek bir kitap.
Reklam
Puan vermedi·214 syf.··
2020 30. kitabı
Peynir ve kurtlar adlı bu kitap mikro tarih yazıcılığının bir örneğini sergilemektedir. Daha önce incelemesini yaptığım Cemal Kafadar'ın eseri gibi. Cemal Kafadar'ın tezi de Ginzburg'un teziyle benzer. Üzerinde durulmamış fakat toplumun bir parçası olan kişiler üzerinden de tarih yazılabileceği tezi. Kaynak yetersizliğinden bazı olayların sebepleri ya da bazı olaylar, kişilerin hayatlarından kesitler karanlık alanda kalabiliyor. Tarihçi hayal gücüyle buraları doldurmaya çalışsa da 'bence' ibaresini eksik etmiyor. Ginzburg da 16. Yüzyılda yaşamış, kendi çağına eleştirel gözle bakan, fikirleri yüzünden sürekli engizisyon mahkemelerince yargılanan bir değirmenci üzerinden neredeyse her alanıyla(toplumsal, psikolojik, ekonomik vb) 16. Yüzyıl tarihini gözler önüne seriyor. Kitap bu bağlamda beni çok etkiledi. - Değirmencinin akıbeti hakkında bilgi vermek istemiyorum.- Yazar Cemal Kafadar gibi tarihçilere öneriler sunmasa da sizi meraklandırmadan kitabı sonlandırmıyor. Okumanızı tavsiye ederim. İncelememi sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.
Tarih
Peynir ve KurtlarCarlo Ginzburg · Metis Yayınları · 2021882 okunma
Bu tür eserlerin okunduğunu görmek beni mutlu ediyor. Tarihin, unutulmuş tozlu rafları arasında sıkışıp kalmış kişiliklere ışık tutan her kalemden damlayan mürekkebe susayan insanlar, böylesi eserlerin ne kadar da değerli olduğunu çok iyi bilirler. 16. yy.da sekülerizm eğilimi ve hareketlenmesini kabullenmek istemeyen dini yapı, sorgulayan her bir bireyi gözünün yaşına bakmaksızın yaftalayarak, en ağır tinsel şiddete maruz bıraktı ve en nihayetinde de, ölüme mahkûm etti. Aslında dile gelen, anlatılacak o kadar çok şey var ki! Ama sonra o kadar dinsiz imansızın içinde, bayrağı bize teslim etmek için elinden geleni yapanlar da mantar gibi türemiyor değil. Onca yozlaşmışlığın içinde bu kokuşmuşluğu dile getiren insanın aleni bir şekilde suçlu ilan edilmesi, bu sistemin kendisini asla ve asla sorgulamaya müsait olmadığının yegane kanıtıdır. Ben çok severek okumuş ve incelemiştim. İncelemeniz kısa da olsa, ele almış olmanız bile bir teşekkürü hak ediyor. Kaleminizden damlayan bilgi eksik olmasın ve güne güzel başlayarak devam eden bir hafta olması dileğiyle.
Güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim.
1 yanıtı göster
İbn İshak ve Taberi'nin rivayetlere bakışı
Bu erken doğan tarihçiler işlerinde çok titizlermiş. Bilgileri olayların içinde olmalarından kaynaklanıyor. Gerçekler üzerine, sözlü tarihle çalışarak ve zaman ile dine saygının, olmuş ile olabilecek arasındaki ince çizgiyi bulanıklaştıran, hafızayı yanıltma eğilimini akılda tutup çok iyi bilerek yazmışlar. Hata yaptıklarındaysa bunun nedeni yargılarından ziyade, mahsus çok ayrıntılı çalıştıktan içindi. Okurken insan bu yazarların bir yanda tarihe diğer yandaysa geleneklere karşı olan sorumluluklarının bilincinde ve ince çizgi üzerinde yürüdüklerini hissediyor. Tarih ile inanç arasında kurulan bu hassas denge mutlak gerçeğin muğlaklığının farkında olmalarıyla el ele yol alıyor; bu kendi zamanlarının sözlü geleneğinde olduğu kadar günümüzün haddinden fazla yayım yapılan dünyasında da kaygan bir zemin olma niteliğini sürdürüyor. O zamanlar bilgiden medet ummak yerine birbiriyle çatışan rivayetler ekleyip kendi görüşlerini de belirtmiş olmalarına rağmen son kararı okurlarına bırakmışlar. Örneğin İbni İshâk'ın tüm çalışmalarında "iddia edildiği üzere" ve "bana böyle söylenmişti" gibisinden cümlecikler bulunmaktadır. Hatta birkaç görgü tanığının rivayetleri birbirileriyle çeliştiğinde de, genellikle "Allah bilir" nidasını söylediğimiz çaresizlik anlarına benzer şekilde "Bunlardan hangisinin doğru olduğundan yalnızca Allah anin olabilir. " diye bağlar konuyu
Neredeyse Müslüman alimlerin çoğu eserlerinin sonuna en iyisini Allah bilir tarzında ifadeler eklerler.
Evet bunu ben de biliyorum. Burda bence dikkat çekilen nokta rivayetleri olduğu gibi kabul etmeyip yorumlamaya gidip değerlendirmede bulundukları. Tarih yazımı için bu çok önemli bir detaydır herhalde siz daha iyi bilirsiniz tabii
Kürtlerin her türlü siyasal örgütlenmesi ve hareketini terör yandaşlığı ile ilişkilendiren bu türden bir söylemsel yeğleme, hak taleplerinin de gerçekte “ayrılıkçılık” anlamı taşıdığı ve üniter devlet karşısında tehdit oluşturduğu iddialarına meşruluk zemini hazırlarken Kürtleri bir bütün olarak bu tehdit algısının merkezine oturtan söylemin ırkçı-ayrımcı niteliğini gizlemektedir. “Anadilde öğrenim bir sürecin başlangıcıdır. Sonra özerklik, federasyon ve bağımsızlaşarak ayrılık gelir. Bu nedenle anadilde öğrenim hakkının anlamı gelip ayrı devlete dayanır…” (Hürriyet, Özdemir İnce’nin “Demek ki neymiş?!” başlıklı yazısı, 21.11.2006)
Hayatında aidiyet alanını genişletmek isteyenler o alanın dilini öğrenmek zorunda. Nacizane fikrim...
Duygusal davranmaya gerek yok. Ben de bunu mecburiyet olarak görüyorum.
"The expedition called Pruth to Russia and Venice had demonstrated that the Ottoman Empire could defeat the European states if only one state faced it in the battlefield."
Tarih
Bu yorum görüntülenemiyor
Reklam