Melisa Kesmez’in yeni kitabı Çiçeklenmeler’i büyük bir heyecanla aldım. Ancak, onun kitaplarını hemen okumam. Önce birkaç gün yanımda taşırım, gözümün önünde durmasına izin veririm. Çünkü Kesmez’in kalemi, okuruyla bir bağ kurmayı gerektirir. O yüzden Çiçeklenmeler de benimle birkaç gün yaşadıktan sonra, bir Kadıköy yolculuğunda açıldı. Ancak bu kez, önceki kitaplarında hissettiğim sıcaklığı ve derinliği yakalamakta zorlandım.
Kitabın ana karakteri Türkan’ın yaşamına girdikçe, hikâyenin beni içine çekmediğini fark ettim. Kesmez’in kalemi her zamanki gibi yalın ve güçlü, ancak karakterlerin derinliği bu kez eksik kalmış gibiydi. Türkan, Ulaş, Ali, Mavi, Ayşe, Levent… Hepsi bir araya gelmiş ama tam olarak hayat bulamamış hissi verdi. Özellikle Türkan karakterinin yaşadığı zorlukları, onun dünyasını anlamaya çalışırken, ona dair daha fazla şey görmek istedim.
Melisa Kesmez’in metinleri genellikle okuyucusuna samimi bir alan açar; okur orada kendi hikâyesini de bulur. Fakat Çiçeklenmeler benim için bunu başaramadı. Hikâyenin akışı güçlü olmasına rağmen, karakterler zayıf kalmış gibi hissettirdi. Kitap bittiğinde, içimde bir eksiklik duygusu vardı.
Yine de, bir Melisa Kesmez kitabı okumak her zaman kıymetlidir. Onun samimiyetini, incelikli gözlemlerini ve gündelik hayatı şiirselliğe yaklaştıran üslubunu seviyorum. Ancak Çiçeklenmeler, yazarın diğer kitapları kadar güçlü bir iz bırakmadı bende. Belki de biraz daha demlenmesi gereken bir hikâyeydi.