Ruhun derinliğinde bir boşluk hissediyorsan, belki de o boşluk senin en gerçek halindir; hissetmediğin şeyler, kaybettiğin değil, henüz bulmadığın benliğindir.
Dostoyevski, insan ruhunun derinliklerini o kadar güzel yansıtıyor ki her kitabında kendimizi ya da tanıdığımız birini buluyoruz. Onun karakterleri, karmaşık ve kusurlu olmalarına rağmen inanılmaz gerçekçi, çünkü aslında hepimizi temsil ediyorlar. Sıradan duyguları bile derin bir felsefi boyuta taşıyabiliyor. Dostoyevski’yi okumak, bir hikâye dinlemekten çok, hayatın temel sorunlarını yeniden düşünmek gibi bir deneyim. Kitap içerisinde ise Nastenka bölümü, en sevdiğim bölüm oldu diyebilirim.