Normal insanın nasıl insan olduğu üzerinde tartışıyorlardı. Bu dediğim hekimin sözleri aklımdadır hala: ''Normal insan, dengesiz insandır. Çünkü insan, ateş üstünde duran su dolu bir kazana benzer. Nasıl içindeki su kaynayınca kazanın kapağı atarsa, makinelerin buhar kazanlarına da artık buğu dışarı fışkırsın diye supap yapmışlardır. Buğunun artığı dışarı fışkırır delikten, kazandaki buğu da gerektiği kadar kalır. Yani dengede durur. Yoksa kazan patlar. İnsan da böyle işte. .. Kızınca, duygulanınca, üzülünce, acılanınca, insan içinden bişey boşaltacak ki, patlamasın da dengesi yerine gelsin. E nasıl içini fışkırtacak? Nasıl kazanın supabı varsa, insanın da bir tahtası eksik olacak ki, burdan dışarıya su koyversin... Bu yüzden işte, dengeli insan bir tahtası eksikinsan demektir. O normal denilen tahtası eksik olamayanlar, günün birinde birden patlayıp bombok olur, bir daha da onarılmazlar.''
Ben Ayten Hanım'ı arıyorum dedi.
Aaa, ne tesadüf! Ben de onu arıyorum dedım.
-Ne yapacaktınız Ayten Hanım'ı?» dıye sordu.
Ben de ona, Siz ne yapacaktınız?» diye sordum
«Ah bir elime geçirsem,“ Ayten Hanım, Metin Beyin yanındaymış. Metin Bey'e gidip Ayten Hanım'ı soracağım. Ayten Hanım'ı bulunca da ondan Zehra Hanım'ı soracağım.
«Haaa, sizin işiniz Zehra Hanım'la...
Yok canım. Safi Bey, Zehra Hanım’ın yanındaymış. Zehra Hanım’dan Safi Bey'i sorup, Safi Bey'den Kamil Bey’in nerde olduğunu öğreneceğim. Benim asıl işim Remzi Bey’le. Ben onu arıyorum. Remzi Bey de Kâmil Beyin yanına gitmiş...»
«Aaaa. sizin işiniz uzunmuş...
Uzun ya sizinki kolay mı?
Kolay sayılır. Ben İbrahim Bey'i arıyorum. İbrahim Bey, Ayten Hanım'ın yanına gitmiş. Ayten Hanım'ı buldum mu tamam. Bir numara alıp hemen gideceğim.»
Ben de geçen yıl buraya bir numara almak için gelmiştım. Hâlâ alacağım o numarayı... İnşallah alırsınız... Hadi vakit kaybetmeyelim...
-Bak, dedi, şu arkanda , konsolun üstünde duran saati Harunü Reşit zamanında bir şarklı icat etmiştir; şu elimdeki kitabı bir şarklı yazmıştır.
-Aman hep o kara kaplı kitap... Başka yok mu? Yazmış da ne olmuş? Sizden başka kim okuyor?
-Senden başka bu kitabı pek çok insan okuyor.
-Aman... Hep tenbeller, hayalperestler...
-Hayır... Frenkler de okuyor. Bu gibi eserlerin garpta bir tanesinin yüzlerce türlü basılmış tercümeleri vardır. Avam da okur, havas da okur ve lâkin sen okumazsın, mazursun da. Mekteplerinizde böyle şey kalmadı. Bir İngiliz kızına Sadi'yi sorsan bilir, sen Şarklı olduğun halde bilmezsin. Kabahat sende mi, Sadi'de mi?