Avrupa, o bildiğimiz 'Batı' kavramı içinde ne kadar anlamlı duruyor bu gün. İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlük, eşitlik... söylemi bir gerçeklik değil miydi yoksa?
Gerçeklik olmasına gerçeklikti de, ortada afazik bir durum var. Bakın, Batılı, "insan hakkı" derken, örneğin, iflas etmiş bir komşunuzun evini mümkün olan en ucuz fiyata kapatmanızın yasal hakkınız olduğunu söylüyor ve bu hakkınızı koruyor. Irak'a girmelerini de "göze göz dişe diş" bağlamında "yasal hak" ilan edebiliyor. Burada bizim anlamadığımız, onlarda "helal" kavramının olmamasıdır. Yasal haklar, her zaman "helal" değildir. Demokrasi de her zaman "helal" sonuçlar doğurmaz. Hukukun üstünlüğü de öyle. Sırf hukuk üstünlüğünü korusun diye, vicdanınıza sığmayan bir sisteme tahammül edebilir misiniz? Eşitlik, keza. İnsanlar eşittirler diye, bir deha ile bir mongoloid'e aynı hakları tanır mısınız? Bizim eşitlikten algıladığımız "kardeşlik"tir, ancak bu kelimelerin karşılıklarını koyamadığımız için şaşırıp duruyoruz. Osmanlı, hiçbir zaman bir sömürge imparatorluğu olamadı, neden? Çünkü onlardaki "utendi et abutendi" yani "kullanmak tüketmektir" anla yışına karşı, bizimki "bir şey sırf oradadır diye kullanmak zorunda değilsin" anlayışıydı. İnkaların gümüş madenle rini boşaltmak, işgalci ulusun "yasal hakkı" olabilir ama milyonlarca insanı böylece yeryüzünden silmek, "helal" midir?