Allah'a inanmış kul ve bu necip milletin bir ferdi olarak bize düşen, sorumluluklarımızın bilincinde olarak yılgınlığa düşmeden, umudumuzu yitirmeden, karamsarlığa kapılmadan iyiliği, merhameti, adaleti ilke edinerek ülkemizin bekası içın var gücümüzle çalışmak, huzur ve selametimiz için dua dua yalvarmaktır.
Zafer inananların ve bu inançla çalışanlarındır.
Mehmet Akif; "Utandım ağlayarak, ağladım utanmayarak" derken, bir gün bu dizenin bir genç kızın halini anlatmaya bu kadar yakışacağını düşünmüş müydü acaba? Ya da Necip Fazıl; "O erler ki gönül fezasındalar/Toprakta sürünme ezasındalar / İçine nefs sızan ibadetlerin / Birbiri ardınca kazasındalar / Bir an yabancıya kaysa gözleri / Bir ömür gözyaşı cezasındalar." mısralarıyla bu gençleri mi tarif ediyordu ki?
"Bu caminin elektrik süpürgesi yok mu? Kullanılan mekânlar şöyle ya da böyle mutlaka kirlenip, tozlanmaz mı? Çocuğun ruh dünyasının imanla şekillenmesinden, anne/babasıyla camiye gelme mutluluğunu yaşamasından ve bir gün camide geçirdiği zamanın, hayatının en müstesna anlarından biri olarak çocukluk hatıraları içinde yer almasından daha mı önemli bu söyledikleriniz?" Kopan tespihin taneleri yeniden birleştirilir. Bu hiç de zor değil. Lakin camide karşılaştığı olumsuz bir tavır sebebiyle imanla, dinle, Allah ile bağını koparırsa bir çocuk, bir genç o zaman iki yakamız bir araya gelebilecek midir?
Efendimizin, yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede on binlerce yürekte gerçekleştirdiği fethin ve davranış değişikliğinde elde ettiği başarının özünde, inanmadığı ve yaşamadığı hiçbir şeyi söylememiş olması yani samimiyeti yatar.