Allah katında değer "en zengin, en şatafatlı, en gösterişli" olarak biçilmiyor. Adem(a.s)'dan bugüne kadar gelmiş geçmiş ne kadar "sevilen" varsa hepsi ödedikleri bedel neticesinde sevildiler.
Lütfen küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeçin. Sizin gibi olanlar, sizden daha çok imkana sahip olanlar ve kimlerin neler yaptığıyla ilgilenmeyin. Sahip olduğunuz her şey için şükredin. Tek bir hayatınız var. Tek bir hayatınız var!
"Nasıl istersen öyle yaşa, fakat bil ki,
bir gün mutlaka öleceksin.
Kimi seversen sev ama unutma ki,
bir gün ondan ayrılacaksın.
Dilediğin gibi davran,
lakin şu da her zaman hatırında olsun ki,
Her yaptığının karşılığını mutlaka göreceksin."
Mandalina kabuklarını soba üzerinde yakıp kokusunu içimize çekerek sohbet ettiğimiz günleri, ayrı ayrı koltuklarda telefonlara bakarken yad etmeye başladık. Herkes aynı evde ama herkes yalnız artık. O televizyonda gördüğümüz yabancı dizilerdeki evlere benzedikçe yuvalarımız; sanki onların o kasveti de geldi oturdu baş köşeye. Oysa onlar gerçek huzuru bulamadıkları için sahte diziler çekerken, biz o dizileri izledikçe kendi gerçek huzurumuzdan olmuştuk, fark edemedik. Biz de o ışıltılı parlak hayatlara kavuşursak daha iyi olur sandık.
Koştukça koştuk ardımıza bile bakmadan, neleri feda ettiğimizi umursamadan. Evet, şimdi biz de öyleyiz! Senede bir ayakkabı alıp, patlayana kadar hatta tabanları sökülene kadar giyerken evvelce, şimdi ayakkabı almak için eskimesini beklemeyecek kadar modern olduk (!).
Binlerce liralık çantalar taktığımızda daha değerli oluruz, kıyafetimiz marka olursa itibarımız da artar sandık, zannettik ki çağı yakalamak böyle olur, artistler gibi yaşarsak mutlu oluruz.
Ahh...