Geri getirecek misin güneşlerini?
Donuk gözlerim özlüyor seni.
Ne yaparım ki güneşsiz, sensiz?
Kopuk köklerim bekliyor seni.
Geri getirecek misin ellerimi?
Güdük bileklerim özlüyor seni.
Ne yaparım ki elsiz, sensiz?
Çürük isteklerim bekliyor seni.
Geri getirecek misin ışıklarını?
Soğuk kağıtlarım özlüyor seni.
Ne yazarım ki ışıksız, sensiz?
Boğuk harflerim bekliyor seni.
Geri getirecek misin ellerimi?
Kırık sözcüklerim özlüyor seni.
Ne yazarım ki elsiz, sessiz?
Yıkık tümcelerim bekliyor seni.
Bekleyeceğim
Gene de
Hiçbir tekne getirmese de seni—
Getirene dek
Hiçbir tekne.
Gene de…
Hayatınızı ve yaşadıklarınızı bir an için geride bırakıp gözlerinizi sıkıca kapatın. Öyle sıradan bir dünyada çocuk olduğunuzu düşünün; peki güçsüz, çelimsiz ve hayatta her bakımdan aşağı
Nobel Edebiyat Ödüllü yazar, bu kitapta varoluşculuk akımıyla tanıştırıyor bizi. Kitabı; insanı aldatan bir nehir gibi düşünebiliriz. Durgun suyun ve ayağınızın yere basması size geçici bir özgüven verse de, anında tepetaklak olup başta kabul ettiğiniz herşeyi sorgulamaya başlayabilirsiniz. Ana karakterin takındığı tavırdan dolayı kitabın çoğu yerinde kriz geçirmeniz olası. Ayrıca karakterin bakış açısı ile gelen sıradanlık, hayatın tek düze nasıl yaşanılabileceğini gözler önüne seriyor. Ancak karakteri bu şekilde düşünmeye iten ve karakterin motivasyonu diyebileceğimiz düşünce yapısını inşa eden nedenleri gördükçe, suyun derinleştiğini anlayıp şaşıracak ve okuyucuyu herşeyi sorgulamaya ittiğini farkettiğinizde bütün olayları tekrar tekrar gözden geçirmek gerektiğinin farkına varacaksınız. Kitabın sonunda; bütün olayları belki de kendi hayatınızla karşılaştırarak başka bir sonuca varacak ya da karakterin yerine kendinizi koyarak aynı durumlardaki tepkinizi ölçeceksiniz. Sonuç olarak; arkasındaki tüm sebepleri gizlemek için sıradanlık maskesi altına saklanan bir kitap var önümüzde. Bu maskeyi çıkarıp çıkarmamak ise size kalmış.