şovenist ve ağdalı cümlelere kaçmadan anlatılan yalın ve sade dille yazılmış etkileyici bir hikaye.
çar rusyasında toprak ağalarının emrinde ki köylüler (köleler) üzerinde ki yaptırımları, onların hayatlarına karşın olağan sayılan hakları üzerine kurgulanmış (ancak gerçekliğinden ödün vermemiş) dehşetengiz öykü karşısında tuhaf bir çaresizlik yaşıyorsunuz.
hikayenin en çarpıcı kısımları ise köylülerin kendileri ve çocukları üzerinde kurulan bu hak talebini olağanmışçasına karşılayıp kendi aralarında tartışmaları.
polikuşka hikayenin ana kahramanı gibi algılansa da, o'nun trajejik öyküsü aslında daha büyük bir öykünün kısa bir bölümünü içeriyor. sadece toplumsal sınıf farkını değil toplum içerisinde ki bireylerin aldıkları kararların ve başlarına gelenlerin diğerlerini nasıl etkilediği, hayatın doğal akışı çerçevesinde birilerinin talihsizliklerinin diğerlerinin nasıl şansı haline geldiğinin de vurgusu yapılıyor.
öykü en başında uşağın hanımefendisinin taleplerini yerine getirirken bile iç sesinde o'nun söylediklerinin sorgusunu yaparak başlıyor. ancak bu durumu değiştirmek adına eylemde bulunmaktan kaçınması ve durumu kabullenişi öğrenilmiş çaresizliğinin göstergesinden başka bir şey değildir.
derebeyliği ve monarşinin insanlar konusunda nasıl adaletsiz bir kast sistemini meydana getirdiğini, bunun içindeki duruma aldırış etmeden kabullenişini aciziyet duygusu içerisinde okuyoruz.