Çan kulelerinde yaşayan, yağmur borularının üstüne tüneyip göz alabildiğine uzayıp giden damları seyreden o ihtiyar iblis, kentlerin ruhunun, içlerinde yaşayan bütün insanların ruhundan çok daha yoğun ve kalıcı olduğunu iyi biliyordu.
Günün birinde ruhumda ve kitaplarda araştırma yapmaya başladıktan sonra bunu da uzun uzun düşündüm. Zaman geçip gitti ve etrafımdaki hayata karanlık çöktü. Kitaplar ve anılar üst üste yığılıp yoğunlaştı. Her kitapta bir hakikat kırıntısı vardı ve her anı bir kırıntıya, insanın ilişkilerin gerçek doğasını boşuna öğrendiği, bu tür bilgilerin onu daha bilge kılmadığı cevabını veriyordu.