Bu kez polisiyenin, gerilimin aksine hepimizin içinde kendinden bir parça bulabileceği bir kitap yorumu ile geldim.
Kitabımız 80'ler ile 2000'ler arasında geçiyor. Toplumsal gerçeklerle yüzleştiriyor bizi.
Sahi biz büyürken hangi renkler kaybolup gider hayatımızdan. Geçmişin saflığı masumiyeti ne güzel renklerdi eskiden..
Bu kitapta ekonomik kriz ve o dönem bazı özel bankalarda yaşanan sıkıntılar, üniversitelerde başörtüsü yasağı zamanlarından örnekler mevcut. Aynı zamanda işlerini büyütmek iş yerinde kendini göstermek isterken hırsın insanı ne kadar sıkıntılı durumlara sokabileceğini okuyoruz. O kadar gerçek o kadar hayatın içinden ki anlatılanlar bi yerlerden tanıdık gelmeye başlıyor.
Peki biz kendi kararlarımızı kendimiz verebiliyor muyuz?
Geleceğimiz ile ilgili kararlarda bizim hayalini kurduğumuz tarafta mıyız yoksa iş kapısının açık olduğu mesleklere mi yönelmek zorunda kaldık istemesek de.
Ayrıca kitapta geçen "Her hayat kendi yolunu çizer" sözü çok hoşuma gitti. Bazen çok istediğimiz bir şey ne kadar çabalasak da olmuyor. Ama elinden geleni yaptıktan sonra gerisi tevekkül. Kitapta da yer yer çok kıymetli dini nasihatlere rastlıyoruz.
Karakterimiz Ufuk'un hikayesine eşlik etmek isteyenlere tavsiyemdir.