Fakat insanın hayatta,imkansız,anlamsız ve akıl almaz olanın gerçekte sıradan ve bir o kadar basit olduğunu kavradığı anlar vardır.Birdenbire hayatın mekanizmasını görürüz:Önemli saydığımız figürler gömülüp gider,arka plandan başkaları,hakkında net bir şey bilmediklerimiz öne çıkar ve aniden,ortaya çıktıkları anda idrak ederiz ki biz onları bekliyormuşuz,onlar da tüm kaderleriyle bizi.
İnsan hayattaki en trajik durumda birdenbire acı ve ümitsizliğin ötesine geçip tuhaf bir biçimde duygusuz ve kayıtsız,hatta neredeyse neşeli olur;o duyguyu bilir misin? Mesela sevdiği bir insanın cenazesinde birden aklına,evde yanlışlıkla buzdolabının kapısını açık unuttuğu ve köpeğin cenaze yemeği için alınan ete musallat olabileceği gelir.Ve daha mezar başında ilahi söylenirken,fısıldayarak ve gayet sakin bir biçimde buzdolabı konusunda harekete geçer.Çünkü içimizde bu da var;birbirine işte böylesine sonsuz uzak kıyılarda yaşıyoruz.
Zaman zaman ona hayranlık duydum.Bir insanın hayatta deneyebileceği en zor şeyi denedi.Ne yaptı,biliyor musunuz? Aklıyla bir duyguyu öldürmek istedi.Tıpkı insanın sözler ve prensiplerle bir dinamit parçasını patlamamaya ikna etmesi gibi.