Her bölümünün sonunda tekrar eden “Afrika” ve “dâhil” kelimeleri şiirin leitmotifidir. İlk dört bölümün sonunda “Afrika dâhil” diyen şair, şiirini aynı anlamsal değere sahip “Afrika hariç değil” ifadesiyle kapatır. Beş bölümün son dizeleri, bölümleri hem biçimsel hem de anlamsal bakımdan birbirlerine bağlar. Afrika, estetik boyutuna ek olarak simgeselliği ile şiire katkıda bulunur. Söz konusu kıta, hem Süreya hem de diğer İkinci Yeni şairleri için önemli bir yere sahiptir: “Dünyadaki yedi kıtadan biridir. Avrupa’dan Akdeniz’le, Asya’dan Süveyş Kanalı ile ayrılır. Eski şiirde herhangi bir mazmunu ya da metaforu bulunmayan Afrika, modern şiirde daha çok sömürgeleştirilen yoksul halkların ve coğrafyanın bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Afrika bu nedenle siyasal bir simge haline gelmiştir” (Kaçıroğlu, 2011: 31). Daha önce de değinildiği üzere Süreya şiiri, tam anlamıyla biçimci değildir; aynı zamanda toplumsal ve politiktir: “Bireysel davranışların gölgesine saklanan utangaç bir toplumculuk da var. Bu yönü pek öyle belirgin değil. Hayatının bir parçası haline gelmemiş henüz. Daha çok genel sorunlar ilgilendiriyor onu. Afrika gibi, zenciler gibi” (Oktay, 1958: 282-5). Kendisi ise toplumcu yönünü “Toplumsal ya da toplumcu bir yön var benim şiirlerimde... Ama doğrudan doğruya değil de dolaylı olarak, “Bun”, “Kanto”, “Üvercinka”, “Hamza Süiti” gibi şiirlerde bunları daha belirgin olarak göreceksiniz” (Süreya, 2013: 22) ifadeleriyle anlatır.