İklimler benim için tatlı dilli, kolay okunan, hızla akıp giden bir kitaptı.Kadınlara dair fikirler oldukça can sıkıcı olsa da genel olarak kitabın atmosferini,içinde geçtiği dönemi ve o dönemde
hissetmeyi sevdim. Odile’nin böyle bir dönemde bile kendin varetmeye çalışırken kimseye boyun eğmeyişi, değişmeyişi, bencillik gibi algılanabilir belki ama bence savunma mekanizmasıydı ama maalesef ruhu fazla yorgun düştü ve sonunu o getirdi.
Kitapta en umursamaz, en kendi keyfine göre hereket eden Odile gibi görünse de bence o yanlış zamanda doğmus ve bundan acı
çeken bir ruhtu, benim kalbime en çok Odile dokundu.
Philippe karakterini nereye koyacağını bulamamış, acıdan keyif alıp ama bunu inkar ederek acı çekiyorum diye ağlayan yine de acıyı kovalayan, çok büyük ihtimalle kendi değersizlik duygusundan kaynaklı olarak ona değer verenleri umursamayıp, değer vermeyenlere kendini kanıtlamaya çalışırken çok da üzülmediğim bir sona ulaşan bir karakterdi benim için. Aslında Odile için hissettiklerine başta çok saygı duydum, aşkı için neleri kabul ediyor dedim ama sonra dönüştüğü kişiyle birlikte aslında meselenin tamamen kendisiyle alakalı olduğu ortaya çıktı bence.
Isabelle ise sevgisini tam o dönemde kadınlar için çizilen roller çerçevesinde ifade eden, o çerçevede yaşayan bir karakterdi.
Kabullendiği ve savunduğu şeyler bana sinir harbi yaşattırdı, kollarından tutup kendine gel diye bağırasım geldi. Neyse ki kader o bilmese de ondan yanaydı da kendisinin kafasını seve seve teslim edeceği cellatı kendinden önce öldü.
Özetle keyifli, nostaljik, tatlı bir yolculuktu.