Kitaplık, aslında insanın zihninin vitrini gibi. Kimi bakıp “Hepsini okudun mu?” diye sorar; oysa mesele hepsini okumak değil, biriktirmek, izlemek, zamanın akışına tanıklık eden satırları evinde konuk etmektir.
Bazı kitaplar okunmak için değil, elde tutulmak, gerektiğinde açılıp tek bir cümlenin altını çizmek, bir anıyı canlandırmak için vardır. Bazılarıysa henüz okunmadığı hâlde insanın zihninde şimdiden yer etmiş olur: “Bir gün sıra sana gelecek” diye fısıldar.
Biriktirmek, yalnızca nesneleri değil; hayalleri, ihtimalleri, beklemeleri de saklamaktır. İzlemekse bu birikimin insanın gözleri önünde birer manzaraya dönüşmesini.
Dolayısıyla “Hepsini okudun mu?” sorusu bana artık naif bir yanılgı gibi geliyor. Asıl mesele, kitaplığın karşısına geçip o sessiz kalabalığı seyredebilmek. Çünkü her raf, bir yazarın zihnine açılan pencere; her kapak, zamanı aşan bir davetiyedir.
Pazar günleri benim için işte tam da bu: kitapların arasında dolaşmak, okumadıklarımı da okuduklarım kadar sevmek, biriktirmenin ve izlemenin keyfini sürmek.
Bir kitaplığa bakmak, aslında insanın kendi iç alemine bakması gibidir. Her kitap, yalnızca bilgi değil, bir ruhun yankısı bir çağrının işareti bir zamanın kokusudur. Raflarda yan yana duran kitaplar bana bazen insanların hayatını hatırlatır. Kimi okunmuş kimi yarım bırakılmış kimi de sırasını bekleyen sabırlı bir dost gibi sessizce durur. Aslında kitaplık, bir evin köşesinde duran nesne değil, sahibinin kalbinin ve zihninin aynasıdır. Senin yazını okuyunca, kitapların insana yük değil, aksine insanın içindeki boşlukları dolduran sessiz yoldaşlar olduğunu bir kez daha hissettim🙏🏻
Şair Yeni Garipçi şiir anlayışını benimser o yüzden yazım olarak düzeltmedim.Dil bilgisi olarak inceleme yaparsak zaten şiirde doğru olan pek de bir şey kalmaz ;)