“Baban pisliğin teki. O kendini düşünüyor. İşini. Görüntüyü.
Senin mutluluğunu değil... Daha iyisini hak ediyorsun.”
Ben daha iyi iş çıkarırdım. Gerçekten söylemek istediğim şey
buydu. Bu gece orada otururken farkına vardığım şey buydu.
Düşünmemem gereken şeyler düşünüyordum.
Sahip olamayacağım şeyler istiyordum.
Çünkü çok geç kalmıştım.
“Jas? Konuş benimle. Bana kafandakileri anlat.”
Ona döndüm, tüm dizginlerim gecenin ağırlığının altında
kopuyordu. “Kafam mı? Kafam mı Sunny? Kafam tam bir keşmekeş.
Beau’nun kaybolmasından ve ailemin acı çekmesinden
nefret ediyorum. Takımımın zor zamanlar geçirmesinden ve
kenara alınmış olmaktan nefret ediyorum. Özellikle de birinin
senden faydalanmış olmasından, seni incitmesinden nefret ediyorum.
Seni aşağılamasından. Sana bağırmasından. Sen hayatımdaki
en önemli insanlardan birisin ve o herif sana bok gibi
davrandı. Ayrıca bundan gerçekten acayip nefret ediyorum.”
Orada benimle olacaksan cehennem fena olmayabilir.” Gerildi.
“Öyle demek istemedim.
Söylediği herhangi bir şeyden şüpheye düşmesini istemeyerek
sözünü kestim. “Eğer beraber olursak, cehennem gerçekten
de fena olmayabilir Sloane.”