Züleyha

Diyebilirim ki en çok üzerine düştüğü saatler, hurda denilecek kadar bozulmuş, atılması lazım gelen, hatta atılmış saatlerdi. Onlardan biri eline geçince çehresi adeta yumuşardı: “Kalp işlemiyor artık. Beyinde de arıza var” , yahut; “Nasıl yürüsün biçare, iki ayağının ikisi de yok…” diye büsbütün beşeri dil konuşurdu.
Sayfa 33·Kitabı okudu
"Cenab-ı Hak insanı kendi sureti üzere yarattı; insan da saati kendine benzer icat etti..." "İnsan saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki, allah insanı bırakırsa her şey mahvolur!.." "Saatin kendisi mekan , yürüyüş zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki , zaman ve mekan insanla mevcuttur!.."
Sayfa 32·Kitabı okudu
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Sayfa 29·Kitabı okudu
Avrupa saatçiliğinin en büyük müşterisi daima Müslümanlar ve onlar içinde en dindarı olan memleketimiz halkı imiş. Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah'ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.
Sayfa 24·Kitabı okudu
"Her şeyin zıddıyla maruf ve mümkün olduğu"
İnsan yaradılışı tam bir eşitliğe razı olamaz. Ufak tefek imtiyazların teşvikine de muhtaçtır. Diyebilirim ki, bizzat iyilik dahi, ancak ceza görmesi ve ayıplanması icap eden bir kötülüğün bulunmasıyla kabildir.
Sayfa 18·Kitabı okudu