Kitap kurban ritüelini yalnızca dini bir uygulama olarak değil ;antropolojik felsefi ve ilahiyat perspektiflerinden ele alan kapsamlı bir araştırma kitabıdır. Bu yönüyle kitap sıradan bir okuma deneyiminden çok belirli bir altyapı ve dikkat gerektiren akademik bir çalışma niteliği taşımaktadır .Kitabı okurken zaman zaman zorlandığımı söyleyebilirim, bunun temel nedeni eserin antropoloji ilahiyat ve felsefe alanlarında belirli bir kavramsal donanım gerektirmesidir. Ancak bu zorluk aynı zamanda kitabın en güçlü yönlerinden biridir. Kitapta özellikle ,çok tanrılı inanç sistemlerinden tek tanrı inançlara geçiş sürecinde kutsal kavramların nasıl şekillendiği ve kurban ritüelinin bu süreçte nasıl bir rol üstlendiği detaylı biçimde analiz edilmektedir. Kurbanın yalnızca dini bir gereklilik olmadığı aynı zamanda toplumsal birlik oluşturma paylaşım ve dayanışmayı arttırma kimlik ve aidiyet duygusunu göstermesi gibi işlevlere sahip olduğu vurgulanmaktadır .Bu yönüyle kitap kurban ritüelinin toplumsal ve kültürel boyutlarını anlamaya yönelik önemli katkılar sunmaktadır .Okurken gençlik yıllarımda izlediğim 1979 yapımı Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Adak" filmi aklıma geldi. Filmde hapse giren Mümin karakterinin haksız yere suçlanarak cezaevine girmesinin ardından,özgürlüğüne kavuşabilmesi ve masumiyetinin ortaya çıkması için Tanrı'ya bir adakta bulunmasının ardından," adak "gereği iki buçuk aylık oğlunu kurban etmeye yönelmesi konu edilir. Bu hikaye kurban kavramının bireysel ve toplumsal düzeyde nasıl dramatik sonuçlar doğurabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak hafızamda yer etmişti .Kitaptaki kurban ritüelliğine dair analizler ile bu filmi tekrar izleme isteği doğdu bende açıkçası.