Dışarıda bekleşen esirlerde ilk göze çarpan giyimleriydi. Yunan kumandanları o kıyafetle her yere gidebilirlerdi. Hatta baloya bile… Türk kumandanlar ise sadece harp sahasında dolaşabilirlerdi.
Ankara’da Meclisin açıldığı günün akşamı yatsı vaktinden evvel sohbet ediyorlardı.
-Milletvekili: “Paşam, bu güzel günün adını henüz koymadık.Bir ad koyalım” dedi.
-Atatürk: “İşgal kuvvetlerini nasıl olsa atacağız. Fakat karşımızda 600 küsur senelik bir imparatorluğun dağılmış da olsa bir hükümeti duruyor. Onun karşısında meclisimiz çocuk sayılır. Onun için bu günün adına “çocuk bayramı” diyelim. Büyüsün ve kendi zaferini kendi ilan etsin.” Buyurdu.
Ali Çavuş, paşanın gözlerine dikkatle baktı. Gülerken ağlayan sevdalılara benzetti. Paşa: “Kuvvayı Milliye… Asırlarca Türk ruhunu, Türk kahramanlığını dünyaya yayan ilahi kuvvet… İşte burada da kendini gösterdi.” dedi.
Mustafa Kemal Paşanın tüm şahsi masraflarının dökümünü Ali Çavuş tutardı. Paşa, potin bağı veya kahve ocağı masraflarını bile kendi hesabına yazdırırdı. Ve ölünceye kadar da bu titizliğini sürdürdü. Milllete, devlete ait olan varlıklardan bir kuruşu dahi zimmetine geçirmedi.
Bu milletin içinden bir hürriyet kahramanı Kemal çıktı. “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini.Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini…Efendiler! tarihte mümtaz bir yer işgal eden Türk milleti hiçbir zaman esir edilmemiştir ve edilmeyecektir”