Syf

EVRİM YANILGISI (2) 1.YANILGI: Varlıkları basit ve tesadüfi görmek. DÜZELTME: Evrim sitelerini taradım. Hemen hepsinde insanı, diğer hayvanları basit görmekteler. Hücre nedir, çok da büyütmemek gerekir, demektedirler. Bu şekilde kendi kendine tesadüfen bir kainatın, insan ve varlıkların oluştuğunu iddia etmektedirler. Halbuki insan ve diğer canlılar mükemmeldir. Bırakın onları bir hücre bile mükemmeldir. Çünkü ondaki DNA ve RNA sarmalı ve buradaki bilgiler o insanın ve canlının hayatı boyunca fiziki ve biyolojik yapısınının programını taşımaktadır. Bütün bilgiler o hücreye yüklenmiştir. Hatta Amerikalı ilim adamları; bir hücredeki DNA ve RNA sarmalları, buradaki şifreler ve o canlının geleceğine dair bilgileri keşfedince; Tanrının büyüklüğünü gördük, demişlerdi. Kainat, dünya, gezegenler, yörüngeler, insan ve diğer canlılar tesadüfen meydana gelemeyecek kadar mükemmeldirler. Matematik olasılık hesaplarına göre tesadüfen bu kadar komplike varlıkların oluşması imkansızdır. 2.YANILGI: Fosiller bulunuyor: DÜZELTME: Bulunan fosiller maalesef saptırılıyor, çizdikleri resimlerle onlara istedikleri şekli giydiriyorlar, mesela maymunumsu bir yüz çiziyorlar ve insanları kandırıyorlar. Halbuki bunlar tamamen algı operasyonudur, bilim ahlakına da aykırıdır. Aşağıda bu yanıltma ve saptırmalar açıklanacaktır. 3.YANILGI: Mutasyonlar evrimi gösterir: DÜZELTME: Bir başka yanlış, mutasyonları evrim gibi görmek ve bu şekilde gösterip insanları kandırmaktır. Canlılarda bazı değişiklikler olmaktadır, bu da evrimi gösterir demektedirler. Halbuki hiç bir mutasyon evrim değildir, yani yeni bir TÜR oluşturmaz, sadece kendi türü içinde bazı değişikliklere sebep olur. Bir kuşun gagasının büyümesi veya küçülmesi yada renginin değişmesi gibi. Değilse ondan bir aslan oluşmaz. Yada bir aslandan
Reklam
Selamun aleykum. Arakan'da tarihin en ağır ve acı katliamı yaşanıyor. Avrupa Rohingya Konseyi, Myanmar ordusunun Arakan'da son 3 günde 2-3 bin Müslümanı katlettiğini duyurdu. Müslüman kardeşlerimiz, yaşlısı kadını çocuğu demeden diri diri yakılıyor. Kadınlara tecavüz ediliyor, hamile olanlar iple asılıyor. Çocuklar diri diri yakılıyor, vücutlarının her yerinde yanık izleri mevcut. Erkeklerin durumu da aynı, vücutlarında ağır yaralar var, bazılarının bacakları kesilmiş vaziyette. 1000den fazla yaralı kardeşlerimiz var. Bu zulme sessiz kalmak bir müslümana yakışmaz. Çünkü Arakanlı kardeşlerimizle dinimiz bir, rabbimiz bir, peygamberimiz bir... “Benim paylaşmam ile ne olacak ki” deme. Allah'ın karşısına çıktığında “Ya Rab, elimden bu zulmü duyurmaktan ve dua etmekten başka bir şey gelmedi” diyebilesin. Sen paylaşırsan diğeri de paylaşır. Bir olma zamanı, onlar senin de kardeşin! _“Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu duyurun.”_ *Hz. Ali.. DUYURALIM INSAALLAH 😢
İMAM ile PAPAZ'IN MÜNAZARASI İmamın, papaza ilk cümlesi şöyle olmuş: - “Papaz efendi, çoluk-çocuk nasıl?” Papaz, kibirle yüzünü ekşitip demiş; - "Hıristiyan din adamlarına münâzaraya geliyorsun da, daha papazların, papanın çoluk-çocuk edinmek gibi süflî (aşağılık) işlerle meşgul olmadığını bilmiyorsun öyle mi! Bu ne cehâlet!” İmam gülmüş; - “Bilmediğimden değil... Fakat; Kendinize bile yakıştıramadığınız, süflî iğrenç bulduğunuz, eş ve evlât edinme vasfını Allâh’a isnat edişinizdeki tutarsızlığı size söyleteyim dedim." Münazara sona ermiş....
DEĞERLERİ IHMAL EDEREK SAVAŞ KAZANMAK Prof. Dr. İhsan FAZLIOĞLU: "Hz. Ali için anlatılır. Bir kaleyi kuşatmışlar, düştü düşecek; ama akşam namazı vakti girmiş. Hz. Ali demiş ki: - “Yarınız saldırmaya devam etsin, yarınız da namazını kılsın; vakti kaçırmayın.” Komutan mukâbele etmiş: - “Efendim! Düştü düşecek... Bekleyelim biraz daha; ondan sonra kılarız.” Hz Ali'nin verdiği cevap çok ilginçtir: - “Uğruna savaştığımız değerleri ihmal ederek zafer kazanmanın hiçbir anlamı yoktur.” ---- Yani bir şey için savaşıyoruz; ancak başarı, zafer için uğruna savaştığımız şeyden vazgeçersek, o zafer hiledir. Zafer kazanmak zorunda değiliz ki... sefere çıkmakla; başka bir deyişle vazifemizi yapmakla mükellefiz. Nereden çıktı bilmiyorum ama Müslümanların çağdaş dünyadaki en önemli sorunlarından biri zafere, sonuca odaklanmak; onun için bu vurgu, yoğunlaşma, hedefimizi bir an evvel tahsil etme hırsı bizi ahlaksız kılıyor. Hasat için her türlü hileyi yapıyoruz. Lise öğrencileri gibiyiz kısaca; on almak için odaklanırsan, kaçınılmaz olarak kopya çekersin. “... İlla on alacağım!” Alma... Çalış, ne kadarını hak ediyorsan onu al, değil mi? Biliyorsunuz, Aliya altı kişiyle başladı bu işe; savaş bittiğinde 120 bin kişilik bir ordusu vardı. Ordusunda hatırı sayılır miktarda Hıristiyan mevcuttu. Günümüz Müslümanları bu konuyu düşünmek zorunda; elbette o dönemde Bosna'daki şartları dikkate alarak... “Nasıl oluyor da, müslüman Bosna ordusunda hatırı sayılı miktarda Hıristiyan olabilir?” Cevap açık; Aliya’dan dolayı... Bir Korgenerali, Hıristiyan bir albaya hakaret ediyor; dinî terminoloji kullanarak... Albay şikâyette bulunuyor. Şikâyet üzerine Aliya mahkeme kurulmasını istiyor. Diyorlar ki, - “Henüz savaş halindeyiz. Korgeneral bu... Askerler arasında sıkıntı çıkabilir.” Aliya; “Eğer