Güzelim Kudüs, Amman, Şam ve Beyrut ülkelerini kanaldan Haleb'e kadar verip kaçan kılıcı Kırık Kemal, mütarekeden sonra nezaretler dilenip boynu bükük, selamlıklarda Padişaha tapınarak kul adabıyla arz-ı ubudiyetler edip kabine erkânının el ve eteklerine sarılıp durmasına mukabil "gençtir, hizmeti var, yine tavzif edelim" demişler, 40 bin lira tahsisat verilip 3. Orduya müfettiş gönderilmiş...
Bilakis bizzat Kemal ve rüfekası, indel icab ulemâ ve meşayihin ellerini öper, dindar zevata ve Makamat-ı Diniyye'ye şeytanca pek hürmetkâr görünürlerdi.
İnkılabın başlarında, Kemal'in ve Kemal'e uyanların -sade Halife'ye değil- dine karşı asi ve baği olduklarından onlarla harp etmenin caiz olduğuna, harp edip ölenlerin şehid ve kalanların gazi olacağına dair 18.4.1920 tarihli fetva çıkmış ve onlara karşı mücadele açılmış, muharebe yapılmıştı.
"Onun için (ey mü'minler, düşmanla savaşta) gevşemeyin ve siz daha üstün iken (onları) barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir ve amellerinizi asla eksiltmez." (Muhammed, 35)