“Kendimden daha azını talep edecek kadar alçakgönüllü olmadım asla. (…) amacım, herkesin bir kitap boyunca söylediklerini on cümleyle söylemektir — başka kimsenin bir kitapta söylemediklerini...”
“Haftalardır huzursuz uyuyordu, uyanık olduğu zamanlara göre daha da beter rüyalar görüyordu, nefes alamıyor, özgür hareket edemiyordu ve onu oyalayacak meşgalelerini yitirdiğini hissediyordu. İrene’nin içindeki şeytani korku peşindeyken, artık ne bir kitap okuyabiliyor ne de herhangi bir şeyle meşgul olabiliyordu. Hasta hissediyordu. Kalbindeki çarpıntı İrene’yi bazen öylesine sarsıyordu ki, ayakta duracak hâli kalmıyordu. Üzerine çöken huzursuz bir ağırlık, neredeyse canını yakan bir yorgunluğu tüm bedenine yayıyor, fakat buna rağmen gözünü uyku tutmuyordu. Tüm varlığı, bedenini zehirleyen bu korkudan harap olmuştu ve İrene, içten içe bu hastalık hâlinin gözle görülür ve yakınındaki insanların kendisine acımasını ve merhamet etmesini sağlayacak somut bir hastalığa dönüşmesini diliyordu. Bunu düşündüğünde acılar içinde yatan hastaları kıskanıyordu. Beyaz duvarlar arasında beyaz yataklar ve çiçekler arasında bir sanatoryumda yatmak ne kadar da güzel olmalıydı, insanlar ziyaretine gelir ve ona şefkatle yaklaşırdı, çektiği acılara rağmen uzaklarda iyiliksever, kocaman bir güneş gibi iyileşme umudu dururdu. İnsanın ağrısı varsa, istediği kadar çığlık atabilirdi, fakat her gün ve hatta neredeyse her saat yeni ve dehşet verici durumlar yaratırken, kendisi durmadan trajik bir komedide sağlığı yerindeymiş gibi rol yapmak zorundaydı. Oynadığı mutluluk rolünü kimsenin fark etmemesi için, gergin olsa da her zaman gülümsemek ve mutlu görünmek zorundaydı, bunun için her gün boşuna harcadığı kahramanca gayretin nelere mal olduğunu sadece kendisi biliyordu.”