Genel olarak sınavların, özellikleyse matematik sınavının bizlerin bilincinde ve bilinçdışında yaratmakta olduğu ilkel kaygılar, travmatik kâbuslar ve tedavisi mümkün olmayan hasarlar düşünürleri, psikiyatrları ve milli eğitim bakanlarını nedense hiç ilgilendirmemiştir. Bir uçurumun ağzında, havada asılı duruyordum ve bu durum dünyanın umurunda bile değildi.
Kimi kitapların çok erken yaşta okunması yasaklanmalıdır. Okurken anlamadan geçip gideriz. Filmler de böyledir. Kimilerinin üzerine bir etiket konması gerekir: Yeterince yaşamadan önce izlenmeyecek ya da okunmayacak.
Birbirimizi ikna etme yeterliliğine sahip olamayışımız, küçümseme dolu hakaretlere, yumruklara, bıçaklara, tabancalara, bir tetiğe bağlı dinamit lokumlarına ya da nükleer uçak gemilerine neden gerek duyduğumuzun mutlak kanıtıdır. Bütün felaketlerimizin aslında tek bir nedeni vardır: fikirlerimizin kutsal oluşu. Fikrini değiştirmeyi reddedenler ahmaklardır, kolayca ikna oluverenler de öyle.
Sıklıkla yaşamımızın farklı olmasını isteriz. Başka türlü bir şey düşleriz ama hiçbir şey değişmez. Kendimize sözler veririz. Eğerlerle yola çıkarız ama onlar hiç gerçek olmazlar. Bekleriz, yaşamımızın daha iyiye gideceği anı öteleriz, sonra günler, yıllar geçer ve yeminlerimiz ağzımızın içinde yinelenirken yok olup gider.