Hande Ustamahmut

Hande Ustamahmut
@HandeUstamahmut
X: Hande Ustamahmut/Instagram:Hande Ustamahmut/ *Paylaştığım alıntılardaki her görüş, onayladığım anlamına gelmez.*
Sosyolog/Köşe Yazarı/Eğitimci
Yüksek lisans/Doktora
İstanbul
İstanbul
23 okur puanı
Haziran 2023 tarihinde katıldı
Fransız postyapıcalcı filozoflar, farklı rotalar ve araçlar aracılığıyla aynı sömürgeleşme sonrası amacın peşine düşmüştür. Bu düşünürler sömürgeciliğin, Auschwitz’in, Hiroşima’nın ve Gulag’ın ardından -ki modern tarihin dehşetlerinden sadece bazılarıdır bunlar- biz Avrupalıların, dünyanın ahlak bekçisi ve insan evriminin itici gücü olarak konumlandırarak geliştirdiği Avrupa’nın kadiri mutlaklık sanrısını eleştirmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu yüzden, “insanerkeğin” ölümünü ilan eden 1970’lerin felsefi nesli, terimlerin pek çok farklı kombinasyonu üzerinden sömürgecilik sonrası ve hümanizm sonrası geleneğe aittir. (Braidotti)
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hümanizm karşıtlığı, sonraları dünyaca meşhur “postyapısalcı nesil” olarak anılacak kuşağın isyankar çığlığı olarak ortaya çıkmıştır. Aslında bunlar her şeyden önce post-komünisttir. Diyalektik karşıtlığa dayalı düşünceden uzaklaşmış ve insan öznelliğine dair değişen anlayışlarla başa çıkmak üzere üçüncü bir yol geliştirmişlerdir. Michel Foucault çığır açan hümanizm eleştirisi Kelimeler ve Şeyleri (1970) yayımladığında, “insan” fikrinin -eğer gerçekten bir şeye tekabül ediyorsa- ne olduğu sorusu zamanın radikal söylemlerinde dolaşıma sokulmuş ve bir dizi siyasi grubun hümanizm karşıtı gündemini oluşturmuştur. Foucault’nun ilan ettiği “insanerkeğin ölümü”, ikili karşıtlıkların ötesine geçen ve siyasi yelpazenin farklı kutuplarıyla kesişen epistemolojik ve ahlaki bir krizi ifade etmektedir. (Braidotti)
Alıntı
1960’lar ve 70’ler boyunca dönemin yeni toplumsal hareketleri ve gençlik kültürleri, aktivist bir hümanizm karşıtlığı geliştirmişti: feminizm, sömürgeleşme ve ırkçılık karşıtlığı, nükleere karşı mücadele ve pasifist hareketler... Kronolojik olarak baby boomers tabir edilen neslin kültürel ve toplumsal siyasetle ilişki hâlinde bulunduğu bu toplumsal hareketler, radikal bir siyaset, toplumsal kuramlar ve yeni epistemolojiler üretmişti. Bu hareketler Batı demokrasisi, liberal bireycilik ve herkes için sağlandığı iddia edilen özgürlüğe dayalı Soğuk Savaş belagatinin yavanlığına meydan okumuştu.(Braidotti)
Alıntı
Giddens’a göre politikanın bu biçimini olanaklı kılan iki tamamlayıcı süreç vardır. Birincisi, bedenle benlik giderek daha fazla esnek ve değiştirilebilir olarak görülmeye başlanmış, bunlar aynı zamanda bilginin biçimleniş süreçlerine de tabi olmuşlardır. Beden artık değişmez bir fizyolojik-biyolojik varlık olarak görülemez; aksine düşünümsel modernlik projesiyle ilişkisi içinde düşünülür. Gelenek sonrası toplumda bireysel beden, toplumsal kimliğin şekillenişi için merkezi bir referans noktasıdır. Giddens’a göre giderek daha fazla ulaşılabilen biyoteknolojik ve tıbbi müdahaleler “doğanın sonu”na hem neden olmakta hem de bunda belirleyici bir rol üstlenmektedir. Doğa artık kaderimiz değildir. Giddens, bir zamanlar kader olarak görülenleri artık olanaklı pek çok farklı seçenek konusunda karar almanın kaçınılmazlığı ve müdahale ile dönüşüm alanı olarak görür. (Lemke- Biyopolitika)
Alıntı
Modernitenin vadettiği müreffeh gelecek gökdelenden pençeleriyle, çelikten dişleriyle damarlarımızdan kanımıza karışıyor…Gölgesine girenleri teker teker küçültüyor… Onları serseri bir varoluşla yeniden kurguluyor! (Hande Ustamahmut)-Yazının devamı, medyasiyaset.com’da👈🏽
1000Kitap