Fransız postyapıcalcı filozoflar, farklı rotalar ve araçlar aracılığıyla
aynı sömürgeleşme sonrası amacın peşine düşmüştür. Bu düşünürler sömürgeciliğin, Auschwitz’in, Hiroşima’nın ve Gulag’ın ardından -ki modern tarihin dehşetlerinden sadece bazılarıdır bunlar- biz Avrupalıların, dünyanın ahlak bekçisi ve insan evriminin itici gücü
olarak konumlandırarak geliştirdiği Avrupa’nın kadiri mutlaklık
sanrısını eleştirmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu yüzden, “insanerkeğin” ölümünü ilan eden 1970’lerin felsefi nesli, terimlerin pek
çok farklı kombinasyonu üzerinden sömürgecilik sonrası ve hümanizm sonrası geleneğe aittir. (Braidotti)