Sık sık hayatın bir gösteriden ibaret olduğunu düşünürüm. Bütün bunların gerçek olmadığını. Aslında sadece rol yapıyoruz, hepsi bu. Sadece sevdiğimiz birini ya da sevdiğimiz bir şeyi kaybettiğimizde oyundan çıkıyor ve bütün her şeyin, içinde bulunduğumuz bu kurgulanmış gerçekliğin ne kadar yapay olduğunu görüyoruz.
Birden, hayatın hep aynı kalmadığını ya da sonsuza dek sürmediğini, gelecek diye bir şeyin olmadığını ve yaptığımız hiçbir şeyin önem taşımadığını fark ediyoruz. Perişanlıkla bağırıp çağırıyor, sonunda kaçınılmaz olanı yapıp yeniden yemek yemeye, giyinmeye, dişlerimizi fırçalamaya başlayana dek Tanrı'ya isyan ediyoruz. Her ne kadar çılgınlık olduğunu hissetsek de birer kukla gibi hayatın rutinine geri dönüyoruz. Ardından yanılsama ağır ağır tekrar etkisini gösteriyor ve aslında bir oyunda rol aldığımızı unutuyoruz.
Bizi bu yanılsamadan uyandıracak bir sonraki trajediye dek.