Sen olmadan önce ölümü hiç düşünmemiştim. Sen hayatıma girince bir kapı açıldı ve o kapı iki yöne açılıyor. Kolumun kıvrımına bir bebek, avuç içime de bir kafatası yerleştirildi ve anne olarak taçlandırıldım. İşte senin bebeğin. Bir gün onu kaybedeceksin. O da seni kaybedecek. Hepiniz birbirinizi kaybedeceksiniz ve o artık bir daha o kadına anne demedi…
Hayali oldukları için gerçekliklerinden bir şey kaybetmemiş dünyalar.
Sen sıradan biri olduğunda ve ben şu benim çocuğuma ne oldu diye kaygılanırken
Benim yavru geyik çocuğuma
Yok, aslında benim değil
Ama hayatımda benim olan her şeyden daha çok benim olan. Uğruna adam öldürecek kadar benim olan.
Zamanla insan nelere uyum sağlıyor, şaşılacak şey. Gökyüzü hep oradaydı -yani bu besbelliydi, besbelli tabii, ben burada bilgece inciler saçıyor değilim elbette- ama o kadar uzun bir süredir senin başında kamp kurmuşum ki, gökyüzünün olmadığı bir hayata uyum sağlamışım.
Gittiğini düşündüğün -aslında uzun süredir onsuz zar zor, aksaya aksaya dolandığın için sahip olduğunu bile unutmuş olduğun- ama şimdi sana yeniden armağan edilince bütün bu süre boyunca eksikliğini hissettiğin şeyin; o değer, o cevher, o şey, o çıldırtıcı şey olduğunu fark ediyorsun.