Dostoyevski'nin "İnsancıklar"kitabını okurken içimi acıtan bir şey oldu: Makar'la Varenka'nın mektuplarındaki o çaresiz yoksulluk aslında hiç yabancı değil. Makar, eski paltosundan utanan, maaşını Varenka'ya gönderdiği için aç kalan ama bunu gururla saklayan bir adam. Varenka ise hasta, kimsesiz, geçmişi yaralı... Birbirlerine yazdıkları her mektup, St. Petersburg'un karanlık sokaklarında battaniye yerine umutla ısınmaya çalışan iki küçük insanın hikâyesi. Kitabın en dokunaklı yanı, Makar'ın son kuruşunu ona gönderirken bile "Aman ha kimseye muhtaç olma!" diye tembihlemesi. Sanki fakirlik ayıpmış gibi.
Acaba, sadece benim aklıma mi geldi bu karşılaştırma
Mesela günümüze baktığımda ise şunu düşünmeden edemiyorum.Artık kimse Makar gibi mektup yazmıyor evet belki ama yalnızlık ve geçim derdi aynı. Eskiden bir palto almak için üç ay maaş gerekirdi.Dostoyevski'nin anlattığı o "küçük insanlar" bugün de var aslında.Büyük şehirlerin arka sokaklarında, asgari ücretle geçinmeye çalışan, kirasını ödeyemeyen, hastalanınca devlet hastanesinde saatlerce bekleyen insanlar... Tek fark, artık acılarını sosyal medyada "like" bekleyerek paylaşıyor olmaları. Kitabın sonunu hâlâ içimi burkuyor çünkü bugün de gençler benzer çaresizliklerler içerisinde. Zaman değişir, teknoloji ilerler ama insanın onur mücadelesi asla bitmez.
Neyse ki rızkı veren Allah dünya hep ağır, yükler hep büyük...
İyi okumalar