Harputlu

İnsan, sadece etle kemikten ibaret değildir. İnsanı insan yapan düşüncedir. Etle kemik olan bedense, o düşüncenin kılıfı, muhafazasıdır. Başka ve gerçekçi bir deyişle insan bir nur, bir kandildir. Bedeniyse bunun fanusu, lambası veya feneridir. İnsanın kandili veya ampulü bir mumluk, altmış mumluk veya yüz mumluk olabileceği gibi, bin mumluk da olabilir ki, bu hâlde bakanların gözlerini kamaştırır. Allah, peygamberleri hakkında "Ben bazı peygamberleri bazısından üstün kıldım" <2-253> dediğine göre, kullarını da mutlaka birbirinden farklı kılmıştır diye düşünmek gerekir. Bu nedenle insan, hiçbir zaman "Oldum" dememelidir. | Lütfi Filiz, Noktanın Sonsuzluğu, Yirmialtıncı Basım: Ekim 2025, 1. Cilt syf: 75.
Sayfa 75 - Yirmialtıncı Basım: Ekim 2025·Kitabı okuyor
Bir milletin tarihî şartları vardır. O tarihî şartlardan hareket eder. Ve o tarihî şartların milletidir. Türk milleti Fransız-laşamaz, Fransız milleti İngilizleşemez, İngiliz milleti Ja-ponlaşamaz. Bunlar mümkün değildir. Bunu yaparsak ne olur? Şahsiyetsizlik olur. Kendi kültür katliamımız olur. Bir millet kendi kendimden çıkayım derse, başkası ola-maz, ama kendisi de olamaz hâle gelir. Kendisi olamaz yani kendi kültürünü yok etmiş olur. Kültür katliamını eliyle yapmış olur. Ben düşündüm. Acaba biz kendi eli- mizle kültür katliamı yapmış mıyız? Tanzimattan beri kay-bettiğimiz kıymetler nelerdir? Ziya Paşa'nın bir sözü var; Eyvah bu badirede bizler yine yandık, Zira ki ziyan ortada, bilmem ne kazandık. Şimdi Ziya Paşa, bu sözü söylediğinde, 1870'lerde de, daha o zaman Batılılaşmanın bizi kendimizden çıkara-cağını tespit etmiş oluyor. Demek ki 1870'lerden beri bazı değerli Türk aydınları tuttuğumuz yolun yanlış olduğunu söylemişler. Akif söylemiş, Ziya Gökalp söylemiş, Müm-taz Turhan söylemiş. Daha eskilerden Ziya Paşa söylemiş. | Ahmet Kabaklı, İrfan ve İnsan, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013, syf: 85.
Sayfa 85 - Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013·Kitabı okuyacak
Sultan Hamid'in siyaseti hakkında düşünceleriniz... Rıza Tevfik, onun hakkında "asrın en siyasi padişahı" di-yor. Birçok Avrupalı hükümdarlar, devlet adamları, siyasiler, gazeteciler de aynı görüşü paylaşıyor. Yukarda belirttiğim gibi içerde ve dışarda yüzlerce düşmana karşı şaşılacak bir siyaset ustalığı göstererek devleti 33 yıl ayakta tutuyor. Sanki bir uçurumun kenarında kucağına almış, öyle-ce muhafaza ediyor. Ayrıca Balkanlara karşı ilgi çekici bir siyaseti var. Bütün hükümdarlığı müddetince, Bal-kanlardaki kiliselerin birleşmemesi, çatışması için gayret gösteriyor ve bunu başarıyor. Bulgar, Yunan, Sırp kilise-lerini sürekli çatışma hâlinde tutuyor. Akıllı İttihatçılar gelir gelmez dostluk, kardeşlik slo-ganı altında bu kiliselerin birleşmesini sağlıyorlar. Kiliseler birleşince Balkan devletleri birleşmiş oluyor ve 1912'de düşman Ayastafanos'a (Yeşilköy'e) kadar geliyor. Büyük Balkan mağlubiyeti dediğimiz işte budur. | Ahmet Kabaklı, İrfan ve İnsan, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013, syf: 81.
Sayfa 81 - Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013·Kitabı okuyacak
İç ve bilhassa dış düşmanlıklar Sultan Hamid üzerine neden bu kadar yoğunlaşmıştır? Sebebi şu: Sultan Hamid'i Osmanlı Türk devletinin timsali olarak görüyorlar. Amaçları Sultan Hamid değil, Türk devletini yıkmaktır. Nitekim bu hususu Yahya Kemal sez-miş ve hatıralarında anlatmıştır. Yahya Kemal, genç bir öğrenci olarak Paris'e gidiyor. Bakıyor ki Bulgarlar, Rumlar ve Ermenilerle beraber bizim Jön Türkler de sürekli olarak Sultan Hamid aleyhinde gösteriler yapıyorlar. Önce buna şaşıyor!.. "Nasıl olur da bir hükümdar hem Rumlar'ın, Bulgarlar'ın, Ermeniler'in, hem de Türkler'in düşmanı olabilir?" diye düşünmeğe başlıyor. Sonunda vardığı nokta şudur: “Anladım ki, bu adamlar Türk devletinin başını istiyorlar. Yoksa istedikleri Sultan Hamid'in veya herhangi bir padişahın kellesi değildir." | Ahmet Kabaklı, İrfan ve İnsan, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013, syf: 78.
Sayfa 78 - Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013·Kitabı okuyacak
Sultan Hamid devrindeki aydınların durumu nedir? Sultan Hamid devri aydınları bugünkünden daha şuursuz, halkla, devletle alakası olmayan kimselerdir. Umumiyetle ya zengin sınıftan ya ordudan gelirler. Hep-si de Sultan Hamid'in uzun saltanat yıllarında açtığı mekteplerden yetişen insanlardır. Çoğu tahsillerini Avrupa'da yapmışlardır. Büyük kısmı millî şuur değil millet kavramından bile uzaktırlar. Gizlice Avrupa gazetesi okurlar, kendilerini nereye götüreceğini bilmeden, ihtilâlci, komitacı cemiyetlere üye olurlar. Akıllarınca hümanist (insancıl) geniş düşünceli görünerek sömürgecilerin ve Siyonistlerin kolayca tuzağına dü-şerler. Devlet ve millet kaygıları yoktur. Büyük bir kısmı ihtilâlci ocaklara kapılarak Bulgar, Ulah, Sırp, Ermeni, Rum aydınlarıyla kol kola ve kafa kafaya Türk devletinin yıkılması için çalışırlar. Aslında aldatılmışlardır. Gözlerine perde çekilmiş gibidir. Kiminle beraber ve neyi yıkmak istediklerinin farkında bile değildirler. Sonunda acı gerçekle burun buruna gelince Sultan Hamid'in aklına sığınmadıklarına pişman olmuşlardır. Ama va-tan ve devlet elden gitmiştir. | Ahmet Kabaklı, İrfan ve İnsan, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013, syf: 80.
Sayfa 80 - Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 1. Baskı 2013·Kitabı okuyacak