… insan devam edegelen ibadet ve taatından zevk-i mânevî almıyorsa, seneler geçtiği halde ibadet ve taatın kalbinde uyandırdığı bir neş'e yoksa ve o güzellikleri irfanıyla fehmedemiyorsa burada bir nâkıslık yok mudur? Yani kişi tefekküre vesile olacak ilme sahib değilse bile en azından bu eksikliğin sebe-bini tefekkür etmek makamında değil midir? Bunu dahi düşünse kişi irfan sahibi olur. Zîrâ "Kişi noksanın bilmek gibi irfan olmaz." demişler. Bu mânâ çok önemlidir. Zîrâ kişinin taklidden kurtulması ve tefekkür makamına çıkabilmesi için dert sahibi olması lâzımdır. Şöyle bir insanlık sahasına bak, neler îcad edilmiş ve neler keşfedilmiştir. Zîrâat, barınma, yiyecek, içecek ihtiyaçları bu sahadaki îcad ve keşifleri doğurmuştur. İnsan kendisine lâzım olan şeyi farkedince onu bulmak ve elde etmek derdine düşer. Rahatı için yahut ihtiyacını gidermek için o sahada gayret eder, kafa yorar, mesaisini harceder. Mânâ ilmi de böyledir. Kişi mânevî eksikliğini, nâkıslığını hissetmeden, o mânâ derdini çekmeden taklidden kurtulamaz. Izdırabı olmayan, çileyi bilmeyen kişi dermanı ne bilsin!
| 40 Mektup, M. Fatih Çıtlak, Sufi Kitap, 5. Baskı: Haziran 2012, syf: 195.