Bahçıvan ve Ölüm
Herkesin çok etkilendiği o 'hüzün arşivi' bitti. Ama dürüst olmak gerekirse; bir başkasının babasıyla olan son anlarını, bu kadar parçalı ve kişisel bir anlatıyla takip etmek beni beklediğim kadar içine çekmedi.
Kapakta 'roman' yazıyor ama bence daha çok bir veda günlüğü gibi.
Kitap boyunca kendime sorduğum tek soru: 'Birinin babasıyla olan son anları beni neden ilgilendiriyor?' oldu. Sanırım bazen edebiyat, evrensel olmaya çalışırken fazla kişisel labirentte kaybolabiliyor.
Derin bir nefes alıp, devam edelim...
H.z
"Mutluluğu beklemek değil, mutluluğu bir tavır olarak kuşanmak... Mösyö İbrahim’in o dükkanında sızan hayat dersi buydu sanki:
'Gülümsediğin için mutlusun.'
Hayat, bazen bir kitabın sayfaları arasına gizlenmiş o tek bir cümledir. Momo’nun adımlarıyla büyüyen, İbrahim’in sessizliğiyle derinleşen bir hakikat yolculuğu.
Momo’nun (Yahudi bir çocuk) Mösyö İbrahim (Müslüman bir esnaf) ile kurduğu o sıcacık bağ, aslında dinlerin ve kimliklerin ötesinde insan olmanın ne kadar yalın ve güzel olduğunu anlatıyor.
Ruhun dükkanında ne biriktiriyorsak, heybemizde de onu taşıyoruz.
Vesselam...
"Kelimelerin arasında kaybolan bir gölge: Alaaddin."
Bir hikaye anlatmak değil, hikayenin nasıl oluştuğunu izlemek... Bin Hüzünlü Haz, okuru var olmakla yok olmak arasındaki o ince sızının içine bırakıyor. Bir arayışın romanı ama ulaşılan yer yine kelimelerin o dipsiz boşluğu.
Hüznün hazza, hazzın ise sessizliğe dönüştüğü o puslu atmosferde, her soru kendi yankısını doğuruyor.
Cevaplamak mı yoksa sorup susmak mı?...
Faust, bilginin sınırlarını zorlayan bir metin olmaktan çok, bilginin yetersiz kaldığı yeri gösteren bir eserdir. Goethe, insanın maddeye ve akla hükmettikçe kendini tamamladığını sanma yanılgısını Faust karakteri üzerinden görünür kılar. Faust’un trajedisi, cehaletten değil; aksine, her şeyi bildiğine inanmasından doğar. Bu inanç, onu insanın iç dünyasına kulak vermekten uzaklaştırır.
Eserde bilgi, ilerleme ve güç sürekli hareket hâlindedir; buna karşın insanın içi durağandır, hatta dirençlidir. Goethe burada klasik bir düşünceyi yeniden kurar: İnsanı anlamak, evreni anlamaktan daha karmaşıktır. Çünkü iç dünya ölçülemez, deneyle doğrulanamaz ve kesin sonuçlar vermez. Faust’un Mephisto ile yaptığı anlaşma, bu sabırsızlığın sembolüdür; insanı anlamadan insanın ötesine geçme arzusunun bedelidir.
Goethe’nin asıl eleştirisi bilime ya da bilgiye değil, merhametten ve içsel farkındalıktan kopmuş bilgiye yöneliktir. Faust’un duramaması, düşünememesi değil; hissetmeye zaman ayırmamasıdır. Bu nedenle eser, ilerlemenin ahlaki bir zeminle birlikte yürütülmediğinde insanı yüceltemeyeceğini ima eder.
Sonuçta Faust, “Her şeyi bilen insan mutlu olur mu?” sorusundan çok,
“İnsanı bilmeden her şeyi bilmek mümkün müdür?”
sorusunu bırakır önümüze..
Livaneli’nin okuduğum ikinci kitabı:
Engereğin Gözü: Güçle kurulan düzeni, korkuyla beslenen iktidarı ve susarak hayatta kalmaya çalışan insanları anlatmış. Dönemin şartları da olsa üzülerek okudum. Hele gerçeklik payı olduğunu da düşünürsek...