Kitap yazarın, kansere yeniden yakalanan babasının hastalık sürecini, kaybını ve özellikle babaçocuk arasındaki bağı, anılar üzerinden anlatması üzerine kurulu. Dili sade, akıcı; hızlı okunan, yer yer duygulandıran bir kitap. Duygusal sömürüye kaçmadan, içinden geldiği gibi yazılmış olması da artı. Ana fikri de net: Sevdiklerinin kıymetini zaman varken bil..
Kitapta geçen “BABAM BİR BAHÇIVANDI, ŞİMDİ BİR BAHÇE…” cümlesi de aslında anlatılmak istenen duygunun en sade ve en vurucu özeti gibi.
Ama gelelim işin diğer tarafına…
Açık konuşmak gerekirse ben kitabın bu kadar abartılmasını pek anlayamadım. Biraz oku ve unut hissi bırakan, popüler kültürün fazla yükselttiği bir kitap gibi geldi bana. Çünkü anlattığı acı çok gerçek, evet… ama aynı zamanda çok tanıdık. Sokakta herhangi birini çevirip 10 dakika konuşsan, benzer hikâyeler, benzer acılar zaten dökülür ortaya. Dinlerken üzülürsün, empati yaparsın ama bir süre sonra hayat devam eder ya… bu kitap da bende tam olarak o etkiyi bıraktı.
Belki de bu yüzden beni çok içine çekmedi. Çevremizde bu kadar gerçek hikâye varken, bu anlatı bana ekstra bir şey katmadı gibi hissettim.
Tabii ki şunu da inkâr edemem: Babasını kaybetmiş ya da babasız büyümüş insanlar için bu kitap çok daha derin, çok daha dokunan bir anlam taşıyabilir. O empatiyi kurdum, o duyguyu anladım. Ama genel olarak baktığımda ben çok zevk alarak okumadım.
️Kısacası; okunmasın demem ama beklentinizi çok yükseltmeyin. Özellikle acısı çok taze olanlar için ağır gelebilir, biraz daha mesafeyle okunması daha iyi olabilir.