havvayadabuket profil resmi
havvayadabuket kapak resmi
Mesaj bölümünü KULLANMIYORUM !

İnsana en çok şiir yakışıyor,
sonra yeryüzüne yağmur,
gökyüzüne mavi.
Lisans
606 okur puanı
02 Şub 2019 tarihinde katıldı.
Mesaj bölümünü KULLANMIYORUM !

İnsana en çok şiir yakışıyor,
sonra yeryüzüne yağmur,
gökyüzüne mavi.
Lisans
606 okur puanı
02 Şub 2019 tarihinde katıldı.
  • Sosyoloji (= toplumbilim) ile halkbiliminin ilişkilerinin çok daha sıkı olduğu görülür; o kadar ki sınırlarını kesin olarak çizmek çok kez güç olur. Bu sorunu aydınlatmak için kısa yol, sanırım ki ethnologie ve sociolog-e (=budun - bilim ve toplum - bilim) deyimlerini meydana getiren kelimelerin anlamlarına başvurmak olacaktır: ethnologie, kavim (=budun) lerin, sociologie de toplumların bilimi olduğuna göre, insan toplumlarını soyut olarak toplum (aile, klan, boy, soy tipleri, evlilik v.b. kurullar...) kavramının içinde incelemekle, adı belli bir toplum (Türk, Fransız, Avşarlı, Türkmen, Saçıkaralı, Yörük, Tahtacı, Bolu bölgesi halkı v.b.) anlamında konu edinmek, iki bilimin yöntem ve konuları arasındaki farkları belirtir; toplumbilim, insan topluluklarının türlü kurullarını, törelerini, kültür yaratmalarını, yalnız toplum olgusu açısından araştıran, etnoloji - halkbilimi ise bir bölge, bir dil, bir din birliği içinde belirlenmiş bir topluluğun gelenek ve göreneklerini, kurullarını inceleyen birer bilim dalıdır. Toplumbilimci, halkbiliminin verilerinden, dünyanın belli bir yerinden, belli bir toplumdan elde edilmiş gereçler olarak — onları başka gereçlere de katarak ve onlarla karşılaştırarak— genel anlamda toplumların gelişim sorunlarını, kurulların ve kültür olgularının dönüşüm çeşitlerini açıklamak için yararlanır. Halk bilimcisi de, incelediği bir toplumu, onun çeşitli dirim görüntülerini genel olarak insan toplumlarının gelişim aşamaları içinde yerine yerleştirmek ve böylece araştırmalarını yanılmadan yöneltebilmek için gerekli ön -bilgileri toplumbilimin verileriyle kazanmış olur. Görülüyor ki öteki bilimlerde olduğu gibi, toplumbilimin de halkbilimini aşan (genel kurallara, yasalamalara gitmek, toplumluk olgulardan bir seçme yapmadan, toplumu bir bütün olarak almak v.b. gibi) yöntemleri ve konuları bulunduğu gibi, halkbiliminin de, toplumbilimin derinliğine erişmeyeceği, ayrıntılarıyle gözden geçiremeyeceği birtakım özel konuları ve yönleri incelemeye yararlı araçları vardır.
  • havvayadabuket paylaştı.
    Ben, her şeye hor görerek değil, hoş görerek bakmayı öğrendim artık.
  • havvayadabuket paylaştı.
    İnsan özgür olmadan, huzurlu ve mutlu olamaz.

    |Dante|
  • havvayadabuket paylaştı.
    “Allah yüreğinize yüreği ile gelenleri nasip etsin.”
  • Halkbiliminin incelediği olgular dil aracılığı ile ifadelerini bulurlar. Örneğin bir masal, masalcının, demek ki masalın yurdu olan belli bir yerin diliyle anlatılmıştır. Bir bölgenin masallarını, türkülerini, v.b. derlemekle, oranın dilinin incelenmesi için gerekli gereçler de elde edilmiş olur. Yalnız sözlü edebiyat değil, maddî kültür araştırmaları da dilbiliminin yararlanacağı bilgiler sağlar: örneğin bir çadır inceleyicisi, sadece fotoğraf, resim, plan edinmekle yetinmez, çadırın her parçasının, her aracının adlarını da öğrenir. Çanak, çömlek, kap-kacak ve türlü zanaatlerin yaptığı şeylerle aletler için de durum böyledir. Halkbilimi konularının büyük bölümünün «gelenekler» olduğu düşünülürse, onun ele geçirip uzmanlarının yararına sunduğu dil gereçlerinin, dilin tarihinin incelenmesindeki önemi anlaşılır. Öte yandan da halkbilimcisinin, derlediklerini gereğince anlayabilmesi için, dilbiliminin (linguistique) öğretilerinden yararlanmasını bilmesi, yani incelediği toplumun dilinin inceliklerini kavrayacak kadar hazırlıklı olması gereklidir. İki bilim dalı arasında böyle sıkı bir ilişki olmakla beraber, dilbiliminin görevi dilin gelişimini, halkbilimininki ise o dille anlatılmış olguların gelişimini incelemektir; yöntemleri gibi konuları ve amaçları da başkadır.
  • Halkbilimi, bir bakıma bir toplumun tarihini inceler; ama tarih değildir. O, tarih belgelerinden, kendi konusuna giren olayları, kurulları, v.b. incelemek için yararlanır. Ama, onu ilgilendiren açıklamalar tarihin ilgisini aşar.
    Tarihin amacı, görevi bir olayı gerçekte nasıl geçmişse öylece öğrenmek ve bildirmektir; o, olayı gerçeğe uymayan öğelerinden arıttığı ölçüde görevini başarmıştır.
    Halkbilimi için bir olayın gerçekteki biçimi ne olursa olsun, gerçeğe uyan veya uymayan bütün yönleri önemlidir: gerçeğin gerçek - dışına doğru oluşması; ya da gerçek dışından kalkılarak gerçeğe ulaşma; her iki yönde olayların dönüşümünü izleyerek onların toplum ya da bireyler için, her aşamada değişen anlamlarını belirtmek; toplumun ya da bireylerin bu dönüşümlerdeki etki paylarını meydana koymak... İşte aynı bir konuda tarihçi ile halkbilimcisini ayırd eden yöntem ve görev niteliklerinden birkaçı. Efsanelerin, tarihçiyi tedirgin eden, elinden geldiğince yolu üstünden kovmayı iş edindiği bu ürünlerin her ayrı anlatma çeşidi halkbilimcisi için ayrı değer taşır.
    Edebiyat tarihçisi de bir yapıtın en «doğru nüsha»sını, yani yazarın kendisince beğenilen en son biçimiyle imzasını atıp okuyucularına sunduğu metni meydana koymaya çabalar; ona göre incelemelere ve yazar üzerinde yargılara temel olacak bu nüshadır. Halkbiliminin konusuna giren söz sanatı ürünü ise (bir türkü, bir masal v.b.) doğduğu andan başlayarak, yayıldığı çağlara, çevrelere, yayıcısının çeşitli ruh hâletleriyle, dinleyici - yayıcı ilişkilerine v.b. sayısız şartlara göre değişik biçimlerinin herbiriyle ayrı değer taşır; halkbilimcisinin işi bu yapıtların çağlar boyunca geçirdikleri değişimleri ve bunlarla toplum arasındaki ilişkileri izlemek, anlamlandırmaktır; o, bunların gelişimleri izinden giderek konuların bütünüyle, ya da onların örgülerini meydana getiren motiflerin, bir bölgeden başkasına, ülkeden ülkeye, ulustan ulusa geçişlerini, böylece de dünyamızın biribirinden uzak köşelerindeki insan topluluklarının alış verişlerini aydınlatma çabasında bir katkıda bulunacaktır.
  • Çağımızda artık halkbilimini etnolojiden ayrı bir bilim değil de özel yöntemleriyle onun araştırma araçlarını zenginleştiren bir uzmanlık dalı olarak anlama eğilimi üstün çıkıyor. Ama, gene de, söz konumuz olan bilime vaktiyle folklore adını takmış bulunan ülke (İngiltere) ile İngilizce konuşan ülkelerdeki (Birleşik Amerika Devletleri, v.b.) bilim adamları, bu genel anlayışa katılmakla beraber, bu deyimden vazgeçmek de istemiyorlar. Ortak yazı dilleri almanca, ya da almanca ile akraba bir dil olan, ülkelerde (Almanya, Avusturya, İsviçre’nin bir bölümü, Hollanda, Belçika'nın felemenkçe konuşulan bölgesi v.b.) folklore'un bir çevirisi olan Volkskunde kelimesini benimsiyorlar.
    Bu ülkelerin dışında kalan kimi memleketlerde, örneğin Fransa’da, folklore deyiminin kullanılmasında bir sakınca belirmiştir son zamanlarda. Bunun nedenlerinin kaynağı, folklore kelimesinden, giderek, onunla adlandırılan bilimden çok, o bilimin konusu olan çeşitli olguların anlaşılır olmasına çıkar; tıpkı tarih kelimesinden hem bir milletin geçmişi, hem de bu; geçmişin çeşitli olgularını inceleyen bilim anlaşıldığı gibi. Folklore kelimesinin, halkbiliminin konularını belirleyen bu anlamı, git gide, halk geleneklerinden esinlenen yaratma ve gösterilerin de aynı deyimle tanımlanmasına yol açıyor; bilim konusu olan olgularla onların taklitlerini (yani, halkbiliminin konusu olmayacak, olmaması gereken yapmacık, yalancı yaratmaları) birbirine karıştırma, böylece bilim araştırmalarını yanlış yola saptırma tehlikesi beliriyor. Bizim memleketimizde halkbiliminin daha emekleme döneminde olduğu düşünülürse, bu tehlikeden korunma çarelerinin aranmasının bizim için daha önemli bir sorun olduğu anlaşılır.
    Şu da bir gerçektir ki, halkbiliminin nitelikleri içinde en önemlisi, onun, belli bir ülkede yaşayan «halk»a özgü kültür yaratmalarını, gelenekleri, ayrıntılarıyle ve derinliğine incelemeyi üzerine almış olmasıdır. Halkbilimi, bununla da kalmayıp bir ülkenin bölgelerini ve bunların içinde de küçük toplum birliklerini, onların dil, ağız, din, mezhep ayrımlarını, onlardaki üretim ve tüketim özelliklerinden gelme farklı töreleri, törenleri, çeşitli kültür ürünlerini inceler. Bu olgudan kalkılıp, bilim disiplini olarak «millî halkbilimleri», «yerli halkbilimleri» olabileceği gibi bir sonuca varılabilir. Gerçekte ise «millî bir halkbilimi» ilkesi değil, «halkbiliminin millî ve yerli olguları» söz konusu olmalıdır.
    Bütün bu nedenlerle, örneğin Fransa'da, eski bireyci ve «ulusçu - yerlici» yöntemi artık tutmayan halkbilimcileri, folklore kelimesinin dönüştüğü bilim - dışı anlamlardaki sakıncayı da hesaba katarak, bir bilim deyimi olarak fransız folkloru yerine — fransızcada İngilizce folklore kelimesinin tam karşılığını veremedikleri için — fransız etnolojisi deyimini yeğliyorlar.
    İşte bu nedenler bizi de folklor kelimesi yerine bir başka deyim aramaya iteliyor. Bizim dilimizde halkbilimi sözü İngilizce folklore’un, almanca Volkskunde’nin tam karşılığı olarak, yukarda tanımlamayı denediğimiz bilimi adlandırmaya elverişli bir deyim olarak yerleşebilir kanısındayız.
  • Çağımızda ayrı ayrı bilimler, her ülke içinde ve milletlerarası ölçüde işbirliğini kolaylaştırmak için örgütlenmeye doğru gidiyorlar; bu amaçla meydana gelen kümelenmelerde halkbilimi antropoloji - etnoloji bilimleri arasında yer alıyor; bu küme içinde de etnoloji bölümüne giriyor.
    Yakın bir zamana kadar etnoloji deyimi ile, Batı uygarlığının, endüstri çağının sonucu olan belli bir ekonomi düzenine, bir yaşam ve kültür seviyesine erişmiş ülkelerin dışında kalan sömürge, ya da yarı - sömürge (şimdiki deyimiyle az gelişmiş) ülkelerdeki insan topluluklarının çeşitli yaşam şartlarını, üretim ve tüketim araçlarını, törelerini... bir bütün olarak, ya da ayrı ayrı inceleyen bilim anlaşılırdı. Folklor sözüyle de (kimi yerlerde etnografya kelimesiyle) Batı uygarlığı içinde bulunan ülkeler toplumlarının türlü yaşam görüntülerinde, edebiyat ve sanat yaratmalarında... endüstri çağından önceki dönemlerde kalıntıları (=gelenekleri) inceleyen bilim gösterilirdi.
    Çağımızın bilim adamları, «uygarlık» kavramı ile, batılı milletlere bir üstünlük tanıma anlamına varılmasının bilim tarafsızlığı ve nesnelliği (=objektifliği) bakımından doğurabileceği sakıncaları göz önünde tutarak, sosyal kurulları konu edinen bir bilimi, incelediği toplumların oturdukları yerlere ve yaşama şartlarının görüntülerine göre iki ayrı bilime bölmenin yersiz olduğu kanısına varıyorlar. Bu düşünce ile de «geri kalmış» milletlerin kültürlerini de, endüstri uygarlığına erişmiş ülkelerin eski sosyal düzenlerden artık kalmış geleneklerini de aynı bir bilimin, etnolojinin, konusu olarak göstermeyi yeğliyorlar.
    Örneğin 1960’da Paris'te toplanan antropoloji ve etnoloji bilimleri kongresinde «etnoloji» kümesinin bildirileri şu 11 bölüme ayrılmıştı:
    1) Genel etnoloji ve yöntem soruları, sosyal yapılar,
    2) arkeoloji ve prehistuar etnolojisi,
    3) teknoloji; maddî ve ekonomik dirim,
    4) bitkiler etnolojisi.
    5) dil etnolojisi,
    6) müzik etnolojisi,
    7) tarihlik etnoloji ve halk gelenekleri,
    8) töreler etnolojisi,
    9) din etnolojisi-,
    10) ruhbilimlik etnoloji ve hekimlik,
    11) kültür değişmeleri; uygulamalı etnoloji; göçler. — Bu bölümlerin hepsinde, «geri kalmış» milletlerle Batı uygarlığına erişmiş («gelişmiş») milletlerin, yazılı tarihleri olan ve olmayan toplumların kültürleriyle ilgili türlü konular bir arada tartışıldı.
    Bu «konular kümelenmesinde de görüldüğü gibi, etnoloji (=budunbilim) ile halkbilimine, konuları olan insan topluluklarını bir önyargı, ya da bir değer yargısı ile birbirinden ayırd etme eğiliminde bir anlam yüklemeden, sadece konularındaki özellikleri göz önünde tutmak zorunu ve bir bilim yöntemi gerekçesiyle aralarındaki ilişkileri tamamiyle başka bir açıdan görerek, her birine düşen payı belirtmek en doğru yol olacaktır.
    Bu görüşe uyarak, etnoloji ile halkbilimini, ilişkileri içinde, şöyle tanımlıyabiliriz :
    a) Etnoloji deyimi belli bir «bilim konuları ve yöntemleri birliğini adlandırır. Onun, yukarıda örnek olarak verilen 11 bölümdeki konuların hepsine ortak bilim ilkesi, ırk, coğrafya, din, dil öğelerinin belirlendirdiği kültür birlikleri meydana getiren insan topluluklarının (boy, budun; köy ve bölge toplulukları...) türlü kurullarını ve yaşam görüntülerini «synchronique» (=belli bir zaman içinde ve olguları bütünüyle ele alan) bir yöntemle incelemektir.
    b) Ama, bu bölümlerden, örneğin «tarihlik etnoloji ve halk gelenekleri» başlığı altında toplanan konular ancak «halkbilimi» diye adlandırdığımız bilim dalı içinde etnolojinin genel - ortak kurallarından başka, halkbiliminin kendine özgü yöntemleriyle incelenebilir.
    Bu konuların başlıca özelliği ise, içinde oluştukları toplumluk ortamın kültür ikiliği aşamasında bulunmasıdır: «yüksek» sınıfın tekelinde edebiyat, sanat, v.b. kurullarına paralel olarak halk sanatı, halk edebiyatı v.b.; kitap ve okulların öğretileri olan din kurallarının yanında — kimi onlarla çelişki halinde — inanışlar; devletin yasalarına karşılık, geleneklere bağlı töreler; endüstri düzeninin seri hâlinde üretim ve tüketim araçlarına karşılık, bölgelere özgü âlet, kap, kacak, giyim, kuşam... v.b. — Bu çeşit toplumların bir özelliği de yazılı tarihleri oluşundan gelir; bu nedenlerle de, onların kültürlerinin incelenmesinde «synchronique» yöntem yetersiz kalır; yazılı belgelerden yararlanma, araştırmaların «diachronique» (geçmişteki gelişmeleri izleyen) bir yöntemle tamamlanması gerekli olur.
    Bir bakıma halkbilimcisi, araçları daha zengin, başka bir deyimle daha uzmanlaşmış, buna karşılık genellemelere ve kuramlara gitmekten çekinen bir etnolog tutumundadır.
    c) Kültür ikilikleri göstermeyen toplumları inceleyen her etnolog da, incelediği toplumun ya da toplum olgularının (=konuların) özel niteliklerine göre başka bir türlü «uzmanlaşma» zorunluğundadır; belli bir toplumun dinlik inanışları üzerinde araştırmalar yapıyorsa din tarihçisinin bilgi gereçlerinden yararlanması, incelediği toplum, örneğin Sibirya’daki Yakutlar ise, onların yurtlarının coğrafyası, konuştukları dil, v.b. üzerinde gerekli bilgilerle pusatlanmış olması, budun - bilim (= etnoloji) araştırma yöntemlerini türk - bilim (türkoloji) araçlarıyle güçlendirmiş olması gerekir.
    Çağımızda, madde bilimlerinde olsun, toplum bilimlerinde olsun, derinlemesine ve genişlemesine araştırmalarım bir zorunluk olması sonucunda, uzmanlık kollarının sayısı da gittikçe artıyor. Eskiden bilim adamı, çalışma odasına, bir laboratuvara, bir kitaplığa kapanıp tek başına bir ömür boyu süren çalışmalarının ürünlerini yayınlarıyla dünyaya bildirmekle görevli kişi diye düşünülürdü; bugün verimli ve yararlı bilim çalışmaları, iş ortaklarından her birinin geniş bir araştırma konusunu bir yanından tutup didiklediği imeceli bir iş olmaya yöneliyor. Madde bilimlerinde bu dönüşüm daha hızla gelişiyor; insanlık ve toplumluk bilimler de aynı yolu tutmak zorundadırlar. Çağımızın uygarlık gelişmelerine ayak uydurup insanlığa ve içinde yaşadığı topluma yararlı olmak dileyen her bilim adamı ergeç bu yolu tutacaktır.
  • Tapınmalarda ayini yöneten çoğunlukla erkektir, ama rahibeler de mevcuttur. Hatta Thesmophorialar gibi bazı bayramlar kadınlar içindir. Diğer bayramlar da onlara açıktır. Hele, giz ayinlerine ve Dionysos bayramlarına kalabalıkça katılırlar.
  • Sparta rejimi kadına önemli ölçüde özgürlük tanır. Öyle görünüyor ki MÖ IV. yüzyıldan itibaren yani Sparta’nın Atina’ya yenmesi sonunda kadınlar kamusal yaşamda daha aktif olmuşlardır.
Mesaj bölümünü KULLANMIYORUM !

İnsana en çok şiir yakışıyor,
sonra yeryüzüne yağmur,
gökyüzüne mavi.
Lisans
606 okur puanı
02 Şub 2019 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2020
56/250
23%
56 kitap
16.365 sayfa
11 inceleme
583 alıntı
2 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 64. sırada.

Okuduğu kitaplar 322 kitap

  • Aklından Bir Sayı Tut
  • Gözlerini Sımsıkı Kapat
  • Osmanlı İmparatorluğu Tarihi
  • Psikiyatrist
  • Türklerin Tarihi
  • Defter Dergisi - Sayı 11
  • Defter Dergisi - Sayı 9
  • Defter Dergisi - Sayı 6
  • Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler
  • O Şarkıdaki Kız Benim

Beğendiği yazarlar 37 kitap

  • Ahmet Temir
  • Muallâ Uydu Yücel
  • V. V. Barthold
  • Ahmet Rasim
  • Ahmet Haşim
  • Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi
  • Muharrem Ergin
  • Feridun M. Emecen
  • Cüneyt Arcayürek
  • Pertev Naili Boratav