Şu benim korkunç öyküm, sessizce bekliyor. Ne gösteren ne gizleyen bir ayna gibi... Sanki bir sesin kendi içinden konuşmasını anlatmasını bekliyor. Bir kez daha hayatla dolmayı boş yere bekleyen metruk bir kabuk gibi. Şu benim...hep deşilen bir yara, kapanmayı reddeden...
Her adımda parçalanıp dağılarak, her an daha uzak, daha sağır, daha yitik... Üzerimizden lime lime sarkan kavramlarımız, sözcüklerimiz, kişiliklerimiz, sonsuza dek suç ortağı.
Ve benim korkunç öyküm anlatılana dek şu içimdeki yürek yanmaya devam edecek. Ama nasıl anlatılır ki? Sözcükler kuru ve çıplak, çatlaklarında sahipsiz bir çığlığın uğuldadığı birer kabuk, o kadar.