“Yaşımız genç, bedenlerimiz taze, aklımız desen evde yok. Başka adamlar, başka kadınlar derken, azalarak yok oldu kalplerin gürültüsü. Ses birden değil, gıdım gıdım kesildi. Bir sabah uyandığımda in cin top oynuyordu içimde. Çıkıp gitmiş.”
“İyiyi, sevilmeyi, kabulü özünde hak etmediğini düşünen kişi kendine zarar verici yapısıyla acıdan hem kaçınmaz hem de kendini acının ortasına atar. Yaşamını sabote etmekte ve baltalamakta ustadır. Hatta partnerine karşı bazen o kadar yaralayıcı, zarar verici davranışlarda bulunur ki onu kendine saldırtmayı başarır. Bağımlı, acı çekebildiği boyutta aşık olabildiğine inanır. Acıdan rahatsız olmaz, acının yokluğundan rahatsız olur.”
“Zaman sonsuzdu çocuk dünyamda. Geçmek bilmezdi hiç. Bütün bu kargaşa içerisinde, yine de kolay bir çocuktum sanırım. Arıza çıkardığımı hatırlamıyorum pek. Her konuda kendi başımın çaresine bakmam gerekiyordu. Bunu gerektiğinden erken fark etmiştim.”
Ama madem Pessoa’yı bir kere andık bu gece,devam edelim, “ırmağın karşı kıyısı,karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil; çektiğim acıların tek nedeni bu”