Aşk, gönlün işiydi ve onun olduğu yerde aklın yeri olmazdı. Akıldan geçmeyen aşk gönle girmezdi. Duygular düşüncelere hakim olunca başlardı, aşk. Düşünceler duyguları yönlendirirken sevgiden bahsetmek kadar yalancılık da olamazdı.
Her gövdenin içinde ayrı bir kalp çarptığı gibi her kafanın içinde ayrı şahsiyetler yaşıyordu. Kimisinin ruhu, kendini yenen hayat karşısında tam bir teslimiyete çökmüştü. Kimisini, ümitler, sevgiler, yahut kin ve intikam duyguları hayata bağlıyordu.
İnsanlar bazen karşılarındaki kalben uzak olduğu için anlamakta güçlük çekerler. Bazen her ne kadar karşımızdakine yakın olsak bile, duygularını bilmediğimiz olabilir.