Bulutlar, gökyüzünde yüzen gri örtülerdir; ne tam siyahtır, ne de tam beyaz. Onlar, geceyle gündüz arasında, varlık ve yokluk arasında süzülen, bir belirsizlik sembolüdür. Belki de bu yüzden, siyahın beyazı yutması gibi, gece de gündüzü içine çeker, onu kendi sonsuzluğuna katmak ister. Ancak bulutlar, bu savaşta taraf tutmaz; onlar geceyi ve gündüzü kucaklar, her ikisine de eşit mesafede dururlar.
Bulutun ahenkli duruşu, onun zamansızlığı ve özgürlüğünden gelir. Renkler değişir, saatler akar, gece gelir, ama bulut kendi ritminde, kendine has bir dans eder. Belki de asıl sebep, bulutun varoluşun geçiciliğini kabul etmiş olmasıdır. Gecenin siyahlığı, bir son değil, bir geçiştir; ve bulut, bu geçişin içindeki sakinlikte kendini bulur. Onun ahengi, geceyle uyum içinde var olmasında yatar.
“Bulut, siyahı yutan beyazın ve beyazı içine çeken siyahın arasında bir köprü, bir geçittir. O yüzden, geceye rağmen ahenkli durur; çünkü o, her şeyin geçici olduğunu bilir ve bu geçiciliğin içinde huzur bulur.” Ahmet Taş