Umut profil resmi
Umut kapak resmi
"İnsanca" bir dildir; herkesin konuşup kimsenin birbirini anlamadığı sefil, yetim, perperişan bir dil. Susmayan dilden değil susayan gönüllerden öğrenilmeli.
Talebe
Üniversite
18 Temmuz 1997
856 okur puanı
28 Tem 2017 tarihinde katıldı.
"İnsanca" bir dildir; herkesin konuşup kimsenin birbirini anlamadığı sefil, yetim, perperişan bir dil. Susmayan dilden değil susayan gönüllerden öğrenilmeli.
Talebe
Üniversite
18 Temmuz 1997
856 okur puanı
28 Tem 2017 tarihinde katıldı.
  • Umut paylaştı.
    Sabahattin Ali, öğretmen okulunu bitirerek Yozgat’ta öğretmenlik yapmış sonra, yabancı dil öğretmeni olarak yetiştirilmek üzere düzenlenen sınavı kazanarak Almanya’ya gitmiştir. Orada 4 yıl kalan Sabahattin Ali Almancayı öğrendiği gibi, yoğun edebiyat okumaları yapmış, şiirler yazmış ve bilinçli bir aydın olarak yurda dönmüştür. (Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna romanında Almanya yıllarının anılarından önemli ölçüde yararlanmıştır. Romanının kahramanı, Almanya’da gezdiği müze ve sanat galerilerini, okuduğu kitaplarla ufkunun genişlediğini anlatır...) Gerçekte, Almanya’daki eğitimi yarım kalmış, Alman Hükümeti tarafından ülkeyi terk etmesinin istenmesi üzerine ülkeye dönmüştür.

    Sabahattin Ali yurda dönünce Nazım Hikmet’in de çalıştığı ve yazarları arasında olduğu ‘Resimli Ay’ dergisinde yazılarını yayınladı ve sınavlarını vererek ortaokul öğretmenliğine başladı. Sabahattin Ali’nin gerçekçi sanat anlayışına ve şiirle birlikte hikaye ve romana yönelmesinde Nazım Hikmet’in önemli katkısı vardır. Konya’da çalıştığı yıllarda bir komplo sonucu Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle 14 ay hapis cezasıyla cezaevine düştü ve Türkçenin en güzel cezaevi şiirlerini yazdı. Sabahattin Ali’nin yattığı cezaevlerinden birisi ünlü Sinop cezaeviydi ve yazdığı “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” şiiri ve bestelenerek söylenen şarkıdan sonra daha da “ünlü” oldu.

    “...Sinop kalesinden uçtum denize
    Tam üç gün üç gece göründü Rize
    Karşı ki dağlardan gel oldu bize
    Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz...”

    Sabahattin Ali’nin neredeyse bütün şiirleri bestelenmiştir demiştik, ‘Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ kadar tanınmış iki ‘hapislik’ şiiri; biri ‘Geçmiyor Günler, Geçmiyor’:

    “Burda çiçekler açmıyor
    Kuşlar süzülüp uçmuyor
    Yıldızlar ışık saçmıyor
    Geçmiyor günler geçmiyor

    Avluda volta vururum
    Kah düşünüp otururum
    Türlü hayaller görürüm
    Geçmiyor günler geçmiyor...”

    diğeri; neredeyse herkesin bildiği, şarkısını söylediği, ‘Aldırma Gönül’ şiiri.
    “Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül, aldırma
    Ağladığın duyulmasın,
    Aldırma gönül, aldırma...”
    Sabahattin Ali, Cumhuriyetin 10. yılı nedeniyle çıkarılan ‘genel af’la cezaevinden çıktı ve uzun uğraşlardan sonra memuriyete dönebildi. 1935-1945 arası dönem Sabahattin Ali’nin en verimli yazarlık yıllarıdır. Hikaye, roman, şiir kitapları yayınlandı. Oyunları, çevirileri, yazıları yayınlandı. Ankara Konservatuarı’nda ünlü Alman Carl Ebert’in asistanlığını yapıyor, ardından Konservatuar’da dramaturgluğa yükselmiş ve diksiyon dersleri vermeye başlamıştı. Bu dönemde yayınlanan ‘İçimizdeki Şeytan’ romanında, ırkçı ve Turancıları eleştiri konusu yaptı, onların içyüzünü ortaya koydu ve bu kesimlerin hedefi oldu. Kendisine yönelik çok şiddetli saldırılarla karşılaştı.

    Irkçı ve Turancılarla içine girilen süreçte, Sabahattin Ali işini kaybetmiş ve İstanbul’a dönüp gazeteciliğe başlamıştır. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çıkarılan ve birkaç sayı sonra kapatılan gazetelerde (Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa), siyasal iktidarı oldukça sert eleştiren yazılar yazıyor ve hakkında davalar açılıyordu. Bu arada ‘Sırça Köşk’ hikaye kitabı yayınlandı.

    Sırça Köşk öyküsü hükümet tarafından halkı kışkırtan bir yazı olarak değerlendirildi ve ‘Sırça Köşk’ kitabı hemen toplatıldı. Sabahattin Ali, kendisini kapana kıstırılmış hissediyordu, baskılar, davalar, işsizlik, kapanan gazeteler, geçim sıkıntısı onu bunaltmıştı.

    ‘Ne zor şeymiş’ başlıklı yazısında içine düşürüldüğü durumu yazdı: “...Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı...” Ülkeyi terk ederek, nefes alabileceği, özgürce yazabileceği bir ülkeye gitmek istiyordu. Yasal yollardan yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istedi, verilmedi. O da gizlice ülkeyi terk etmeye karar verdi, ancak İstihbarat Örgütü tarafından izleniyordu ve süreç onun Kırklareli’de aylar sonra vahşice öldürülmüş olarak bulunması ile sonuçlandı. Başbakan Adnan Menderes, "Sabahattin Ali’nin Devlet tarafından öldürülmüş" olduğunu ve hükümetin ancak böyle bir yol bulup "Milli hislerle galeyana gelen birinin" Ali Ertekin’in işlediği cinayet kılıfının bulunduğunu söylemiştir. Ali Ertekin bir yıl bile hapiste yatmamış ve sonraki hayatında “devletin himayesini” görerek rahat içinde yaşamıştır.

    Sabahattin Ali, bir şiirinde yazdığı gibi;

    “Göklerde kartal gibiydim,
    Kanatlarımdan vuruldum;
    Mor çiçekli dal gibiydim,
    Bahar vaktinde kırıldım."
    (kırılmıştır)

    Sabahattin Ali’ye göre; “... Sanatın biricik amacı, insanları daha iyiye, daha doğruya, daha güzele yükseltmektir”, “Sanat, insana insanı, hayatı ve bunların anlamını öğretmekle görevlidir. Sanatçı kitle ile birlikte ıstırap çekecek, halk ile birlikte gülecek, onunla birlikte isyana kalkacaktır. Sanatçı geniş kitlelerce anlaşılmak istiyorsa, süslü ve oyunlu, karışık bir anlatım yerine yalın bir anlatımı seçmelidir. Ve sanatı, bilimi, kültür varlıklarını yalnızca belli sınıfların hizmetinden kurtarıp bütün milletin malı haline getirmek gerekir...”

    Sabahattin Ali’ye göre; “Sanatın bu görevi yerine getirebilmesinin koşullarından birisi, ‘gerçekçi’ olmasıdır. Ama bu, tümüyle romantizme sırt çeviren ve natüralizme yüz veren kuru, aldatıcı ve edilgen bir gerçekçilik değildir. Etkin, ‘namuslu ve samimi’ bir gerçekçiliktir. Gerçekçiliğin bir başka bir özelliği de ‘inandırıcı’ olmaktır...”

    Sabahattin Ali; eserlerinde, yalın bir anlatımla, ayrıntıları ölçülü ve yararlı bir biçimde kullanan, mizahtan olabildiğince yararlanan, duru, akıcı ve temiz çarpıcı bir dil kullanan edebiyatımızın en önemli yazarlarından biridir. Kitaplarının bugün dahi en çok okunan yazarlar arasında olması Sabahattin Ali’nin sanat ve edebiyata yüklediği görevleri kendisinin yazdıklarında layıkıyla yerine getirmiş olduğunun kanıtıdır.

    Sabahattin Ali’nin “kadrinin” halk tarafından bilindiğine inanıyorum. Bu nedenle, her ne kadar mezarının yeri bilinmiyor (saklanıyor) olsa bile, onun henüz 24 yaşında yazdığı “Dağlar’ şiirini anımsayınca aslında nerede olduğunu da gerçekte herkesin bildiğini düşünüyorum.

    “ ...
    Bir gün kadrim bilinirse
    İsmim ağza alınırsa
    Yerim soran bulunursa
    Benim meskenim dağlardır...”


    Alıntı...
  • Bir gün nereli olduğumu sordular.
    - Babam Siverek'lidir dedim.
    Siverek adına şaştılar, hiç duymamışlar.
    - Nerdedir bu Siverek? Dediler.
    - Siverek Napoli'nin kazasıdır dedim.
    Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar.

    - Biz İtalya'yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın. Napoli'nin böyle bir kazası yoktur.

    Siverek İtalya'da olsa bileceklerdi. Sıverek Urfa'nın bir kazasıydı. Urfa da Türkiye'de bir şehirdi.

    Bizim memleketin insanları iyidir, akılları çoktur; İtalya'yı bilirler, Fransa'yı bilirler. Çinistanı, Falanistanı bilirler, lakin kendi yurtlarını bilmezler. Dünyanın öte ucundaki ülkelerin yardımına koşmak için can atarlar. Onlar için şiirler yazar, onlar için ağıt yakarlar. Falanistan köylüsünün acısını anlatan kitaplar kapışılır, benim memleketimin insanlarına sırtları dönüktür, onları görmezler, göremezler..

    Yılmaz Güney
  • Bir an önce hayatımı düzene sokma lazım...
  • Umut paylaştı.
    Gündelikçi kadınların da regl dönemleri vardır hanımefendiler ve beyefendiler! Evlerinizi temizlerken gün boyu, suratım bir parça asık oluyorsa mazur görünüz lütfen. Mesela üniversite çağındaki çocuklarınıza, “yatağını toplama, gündelikçi halleder” demeniz beni nasıl rencide ediyor bilemezsiniz. Yorgunluktan ölecek duruma geldiğimde, “hem parasını veriyoruz, hem de bize trip atıyor” diye düşünmeniz tamamen sizin eşekliğiniz!
    Gündelikçi kadınlar da antidepresan kullanır hanımefendiler ve beyefendiler! Bana nezaketsizce seslenmeniz, beni emekçi olarak değil de kul köle olarak görmeniz, emeğimin karşılığını ödediğinizde bile küstahlaşmanız, antidepresan kullanmama etki eden nedenler arasında.
    Gündelikçi kadınların da yükseklik korkuları olabilir hanımefendiler ve beyefendiler! Sekizinci, onuncu, on beşinci kattaki evlerinizdeki camların dış kısımlarını silmek için sarktığımda kalbim küt küt atıyorsa ve siz bana “ tek bir leke gözükmeyecek o camlarda,ona göre ha!” diye posta koyuyorsanız, şunu bilin ki, yalnızca kadın, yalnızca emekçi, yalnızca anne değilim ben; ben can`ım, fakat siz kibirden ibaret bir canlısınız benim nazarımda!
    Gündelikçi kadınlar da hamamböceği gördüğünde çığlık atabilir hanımefendiler ve beyefendiler! Korkmak, telaşlanmak, kaygılanmak size has değil; benim de yaşadığım, duyumsadığım olağanlıklar. Beni hor görmenizin, küçümsemenizin, aşağılamanızın gerekçesi, “bunların hepsi böyle; biraz iyi davranırsak başımıza çıkarlar!” olmamalı ve ben kesinlikle “bu” değilim ayrıca!
    Gündelikçi kadınların çocukları da gitar kursuna gidebilir hanımefendiler ve beyefendiler! Kendi çocuklarınızın gitar kursuna gitmesine nasıl şaşırmıyorsam, siz de benim kızımın gitar eğitimi almasını bir hak olarak bellemelisiniz. Emeğimle geçiniyorum; dişimden tırnağımdan arttırdığımla müzik tutkunu olan can parçamı destekliyorsam, bu durumu takdir etmeseniz bile, en azından, “para bol geliyor tabi; çocuğu gitara falan göndermeler, oh ne âla!” şeklindeki yorumlarınızı tamamen sığlığınıza veriyorum!
    Gündelikçi kadınlar da hayaller kurar hanımefendiler ve beyefendiler! Zengin olmak gibi bir hayalim yok; eşit olmak gibi bir hayalim var benim! Daha çok kitap okumak istiyorum; daha çok şarkı söylemek ve kızımın ezgilerini dinlemek istiyorum. Başka bir dünyaya çalacak kızım gitarını; daha adil, daha barışçıl, tabiat anayla bütünleşmiş bir dünyaya…
    Gündelikçi kadınların da şarkıları olur hanımefendiler ve beyefendiler! Hiçbiriniz duymazsınız; kendi şarkılarımı söylerim gece yarıları bir başıma fısıldayarak…
    Elimde toz bezi, küçük mutluluklar düşünürüm
    Kızım gitar çalacak, ben şarkı söyleyeceğim
    Bizi kimse incitemeyecek, söz veriyorum sana kızım
    Şimdilik inciniyoruz, içimiz paramparça
    Kuşlar gibi değil hanımefendiler ve beyefendiler
    Ve bizim gibi değil asla
    Elimde toz bezi, çal gitarını kızım
    Özgürlüğü fısıldayalım yeryüzüne ve eşitliği…

    Ergür Altan
  • Umut paylaştı.
    112 syf.
    ·2 günde·9/10
    Çoğunuz biliyorsunuzdur belki Yaşar Kemal hikaye ve romandan önce, küçük yaşlardan beri şiirler yazardı.
    Bu kitap da Yaşar Kemal’in ilk şiir kitabı ve kitabın içinde de daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış şiirlerlerini barındırıyor.
    Özellikle kitabın ilk sayfalarında Yaşar Kemal’in küçük yaşlardayken annesi ile geçen konuşmaları da çok samimi ve çok içten..

    Kitap bitince “Şiir bir çığlıktır bastırılamayan bir çığlık“ diyen Yaşar Kemal’in ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız.

    Yaşar Kemal’in romanları ve hikayeleri kadar şiirleri de çok güzel, onun şiirlerini okumalısınız.
    Şüphesiz ki Yaşar Kemal’in şair ruhunu da çok seveceksiniz.
    Şiirle kalın..
  • Umut paylaştı.
    "İnsanlığın ortak değerleri zannedildiği gibi din, dil, ırk, bayrak gibi kavramlar değil, acı, keder, sevinç, aşk gibi kavramlardır..."

    Krzysztof Kieslowski
"İnsanca" bir dildir; herkesin konuşup kimsenin birbirini anlamadığı sefil, yetim, perperişan bir dil. Susmayan dilden değil susayan gönüllerden öğrenilmeli.
Talebe
Üniversite
18 Temmuz 1997
856 okur puanı
28 Tem 2017 tarihinde katıldı.
2019
11/100
11%
11 kitap
2.302 sayfa
74 alıntı
3 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 4 kitap

  • Hamlet
  • Totem ve Tabu
  • Bütün Şiirleri
  • Kürtçe Grammer

Okuduğu kitaplar 160 kitap

  • Demirciler Çarşısı Cinayeti
  • Etika
  • Kuyucaklı Yusuf
  • Gizemli Yabancı
  • Ölüme Boyun Eğmeyen Adam
  • Vahşetin Çağrısı
  • Görünmez Koleksiyon - Unutulmuş Düşler - Karda
  • Ağrıdağı Efsanesi
  • Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler
  • Aylak Adam

Okuyacağı kitaplar 26 kitap

  • Dine Karşı Din
  • Sineklerin Tanrısı
  • Dillerin Kökeni Üstüne Deneme
  • Martı Jonathan Livingston
  • Üç Anadolu Efsanesi
  • Bulantı
  • İran Masalları
  • Otostopçunun Galaksi Rehberi
  • Çanlar Kimin İçin Çalıyor?
  • Mephistopheles

Beğendiği kitaplar 13 kitap

  • Anarşist Banker - Şeytanın Saati
  • Kuşlar da Gitti
  • Toprak Ana
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
  • Kur'an-ı Kerim Meali
  • Sevgi Duvarı
  • Sizin Memlekette Eşek Yok Mu
  • Şeker Portakalı
  • Yetmiş Yaşım Merhaba
  • Kadın Ruhu

Beğendiği yazarlar 7 kitap

  • Franz Kafka
  • Jack London
  • Aziz Nesin
  • Dostoyevski
  • Sabahattin Ali
  • Yaşar Kemal
  • George Orwell