UYARI: Ağır Spoiler İçerir!
En sevdiğiniz kitabın içinde uyandığınızı hayal edin. Ama bu bir fantezi değil; kendi tercihinizle, ölüm döşeğindeyken gerçekleşen bir hayatta kalma mücadelesi... Üstelik tüm ayrıntılara hakim de değilsiniz.
Bu kitap, romantasy türünün o bitmek bilmeyen kadın/erkek kahraman klişelerini o kadar güzel tiye alıyor ve eleştiriyor ki bayıldım. Karakterlerin her biri aslında birer klişe ama hepsi de bu sınırları aşmak için kendi içinde savaşıyor.
Tek bir kişinin farklı bir adım atmasının, tüm olay örgüsünü nasıl değiştirdiğini izlemek çok keyifliydi.
Ana karakterin o 'sevilmeye layık değilim, ben sadece bir yüküm' algısı içimi acıttı. Buna o kadar inanmıştı ki, ana karakter olmayışını hiç kıskanmadı, herkesin Lia'ya aşık olacağını kabullendi ve yanı başındaki Key’i hiç göremedi.
Key öldüğünde yaşadığım o şoku anlatamam, kitabı kapatıp bırakacaktım! Neyse ki imparator kehaneti aklıma geldi de Key'in ölemeyeceğini fark edip rahat bir nefes aldım. Marius ve Kobra’nın o 'zıt kutupların arkadaşlığı' da (biri tamamen görev adamı, diğeri tam tersi) kitaba çok yakışmıştı.
Çok uzatmayayım; ters köşeleriyle, karakter derinliğiyle kesinlikle çok beğendiğim bir kitap oldu.