Hepimiz sele kapılmış bir tahta parçası veya rüzgâra yakalanmış bir sonbahar yaprağı gibi irade ve dirençten tamamen mahrum bir şekilde dış hadiselerin etkisiyle zayıf ve biçare, hiç durmaksızın süratle yürüyerek hayatı geçiştirmeye çalışırız. Arada sırada durup da mevkimize ve etrafımıza bakıp nereye doğru gittiğimize dikkat etmeyiz. Hayatın fırtınalarına kapılarak devamlı yürür ve fakat bu süratli gidişimizin ne yöne olduğunu düşünmeyiz. Kulaklarımızdan, gözlerimizden ve cildimizden giren birçok yabancı etki, hiç aman vermeyerek bu delicisine gidişimizi kamçılar. Hele ruhumuzun derinliklerine dikkatlice bakarak şuurumuzu sürekli istilâ etmekte olan fikir ve duyguları tahlile girişmeyiz. Kendimizi atıl bir şekilde hayata bırakır, dalgaların şiddetine kaptırırız. Selamet kıyısına ulaşmak için dalgalara direnerek kendimizi toplamak ve kuvvetimizi akıntının aksi yönüne doğru kullanmak gerektiğini unuturuz.