İnsan ilişkilerinde öyle bir an gelir ki frekans değişimine benzer bir şey olur: O zamana kadar zihnin kendi kendine yarı edebi terimlerle tarif ettiği, genel bir başlık altında sınıflandırılması yeterli olan (alkolik bir adam, talihsiz bir kadın falan) nesnel bir durum öznelleşiverir; benzersizleşir; gözlemlenen bir şeyden kendiliğinden paylaşılan bir şeye dönüşür. Önündeki günahkarın eğik başına bakarken Charles'ın zihninde böyle bir dönüşüm gerçekleşti.
Sam ne zaman sinirli sinirli kafasını kaldırıp onu kıkırdarken, dudak bükerken ya da saçma planlarıyla alay ederken yakalamaya çalışsa, onu utangaç utangaç gözlerini açmış, devam etsin diye ağzının içine bakar buluyordu. Dinleyicisi kendine ihtiyaç duyulduğunu hissediyordu ve kendisine ihtiyaç duyulduğunu hisseden bir kız yarı yarıya aşık olmuş demektir.
Ama Mary'nin temelde güçlü bir karakteri vardı, kendine güveniyordu, günün birinde iyi bir eş ve anne olacağını biliyordu ve insanlarda neyin ne olduğunu anlıyordu ... mesela hanımı ile hanımın yeğeni arasındaki değer farkını anlıyordu. Ne de olsa köylüydü ve köylüler şehir kölelerinden daha yakındır gerçek değerlere.
İletişimin gitgide artması insanlık için iyi olmuş olabilir. Ama ben zındıklık yapıp buna inanmıyorum, atalarımızın yalıtılmışlığını, tıpkı daha fazla mekandan yararlanabilmeleri gibi, imrenilecek bir şey olarak görüyorum. Artık dünya hayatımıza çok fazla karışıyor.