Hsn Aᴄᴀʀ

Hsn Aᴄᴀʀ
“Yazdıklarımla duyguları, gezdiklerimle kültürleri, merakımla tarihi keşfetmeye adanmış; çok yönlü bir kalemim.”
Kastamonu / Cide, 10 Kasım
18 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
İnsanoğlu fâni bir hastalığa tutulunca hemen doktor arar da ebedi hayatın helâkine vesile olan gönül hastalıklarının doktorunu aramak zahmetine katlanmaz. İmâm-ı Gazzâlî رحمة الله علیه
Reklam
"İnsan en ağır bedeli, sevdikleri ile sınandığı zaman öğrenir."
"Aşk tevazu ile güzelleşir." Kin ve kibirden arınan bir kalbin aşkı, taş ile tüy kadar hafif ve saf olur.
Yarın öleceğini bilsen nasıl yaşardın ?
Küçük bir köyde Ahmet adında genç bir adam yaşardı. Ahmet, günlük işlerine dalmış, hayatın anlamını pek sorgulamadan yaşıyordu. Bir gün, köyün bilge ve yaşlı hocası, Hoca Yusuf, Ahmet'e yaklaşıp ona önemli bir ders vermeye karar verdi. Ahmet'e dedi ki: "Evladım, yarın sabah ölecek olsan, bugünü nasıl geçirirdin?" Ahmet şaşırdı ve düşündü. "Yarın sabah ölecek olsam, belki de en sevdiğim insanlarla vakit geçirirdim, onlara sevgimi ve minnettarlığımı anlatırdım," dedi. Hoca Yusuf tebessüm ederek başını salladı. "Peki, her gününü böyle geçirmen gerekseydi, ne yapardın?" Ahmet durakladı ve düşündü. Anladı ki, hayatın değeri, her anın kıymetini bilmekte ve Allah'ın bize verdiği zamanı en iyi şekilde değerlendirmekte yatıyordu. Her gün, sanki son günümüzmüş gibi yaşamak, daha anlamlı ve dolu dolu bir hayat sürmek demekti. Hoca Yusuf devam etti: "Hayatta her an, Allah'ın bir lütfudur. Neden yaşıyorsun biliyor musun, Ahmet? Allah'a kul olmak, O'nun rızasını kazanmak, sevdiklerine değer vermek ve iyilik yapmak için yaşıyorsun. Her günü, yarın sabah ölecekmiş gibi yaşarsan, hayatın gerçek amacını bulursun." Ahmet, bu derin öğüdü kalbine kazıdı ve o günden sonra her sabah, Allah'a şükrederek, ailesine ve sevdiklerine değer vererek yaşamaya başladı. Hayatı daha anlamlı ve huzurlu hale geldi. Ve her gün, Allah'a olan inancını ve sevgisini artırarak, bilge Hoca Yusuf'un sözlerini hatırladı: "Yarın sabah ölebilirsin, ama bugün Allah için yaşa."
Her tomurcuk, gül olma potansiyelini içinde taşır
Bir bahar sabahı, henüz güneş doğmamışken, bir tomurcuk yavaşça gözlerini dünyaya açtı. Uykusundan uyanan tomurcuk, serin sabah rüzgarını ve toprağın taze kokusunu hissetti. Henüz minik ve kırılgandı, ama içinde büyük bir potansiyel taşıdığını biliyordu. Her gün biraz daha büyüdü, yaprakları yavaşça açılmaya başladı. Güneşin ilk ışıkları onun üzerine düştüğünde, tomurcuk kendini daha da güçlü hissediyordu. Topraktan aldığı besinler ve güneşten aldığı enerjiyle her gün biraz daha gelişti. Kuşların şarkıları, arıların vızıltıları ve rüzgarın tatlı esintisi onun en yakın arkadaşları oldu. Günler geçtikçe, tomurcuğun içindeki renkler belirginleşmeye başladı. Önce hafif bir pembe tonu belirdi, sonra bu pembe gittikçe daha da derinleşti. Her geçen gün, tomurcuk biraz daha açıldı, yaprakları biraz daha genişledi. Sonunda bir sabah, tomurcuk tam anlamıyla açıldı ve bir gül oldu. Artık o kırılgan, küçük tomurcuk değildi; tüm güzelliği ve ihtişamıyla parlayan bir gül olmuştu. Herkesi büyüleyen bu gül, güneşin altında ışıl ışıl parlıyordu. Çevresine mis gibi kokular yayıyor, doğanın güzelliklerini yansıtıyordu. Tomurcuğun gül olma hikayesi, sabrın, sevginin ve doğanın mucizesinin bir göstergesiydi. Her yeni gün, yeni bir başlangıç ve büyüme fırsatıydı. Ve her tomurcuk, zamanı geldiğinde, bir gün gül olma potansiyelini içinde taşıyordu.
Reklam