Dal kırılsa ne farkeder kuş için? Gökyüzü var olduktan sonra...
Dallarım kırılmıştı benim. Kökünden sökülmüştü, sonra yanmış kül olmuştu ağaçlarım. İçine fidan diktiğim ev kurduğum ormanın talandı. Gökyüzü benimdi oysa.
Uçuyordum işte... kanadımdaki izini siliyordu yavaş yavaş rüzgar. Hoşça kal.
Insanlar ikiye ayrılır; yağmur yağınca başını önüne eğip adımlarını hızlandıranlar ve adımlarını yavaşlatıp yüzünü göğe kaldıranlar.
Ben ıslanmayı seçtim.
Neden diye sorarız çünkü nedenini bilirsek rahatlayacakmışız gibi gelir. Aslında biliriz sonucun değişmeyeceğini. Olan olmuş, giden gitmiş, biten bitmiştir. Fakat saatlerin bir işkence aleti gibi sinirlerimizi ince ince çekiştirdiği o yalnız gecelerde, bir sağa bir sola döner, tavana bir müddet bakar, o anda uyuyan milyonlarca insanı düşünür, neden onlardan biri olmadığımızı sorgularken; her ihtimali her "diğer seçeneği" defalarca yaşarız zihnimizde.
Neden diye sorarız çünkü nedenini bilince vicdanımızın yükü bir parça hafifleyecekmiş gibi gelir. Bak işte sebebi ben değilmişim. Ben ne yaparsam yapayım böyle olacakmış demek isteriz belki de. Belki de bu kadim sorunun cevabının olmadığını biliriz, hatta alacağımız cevaptan korkarız da onun rahatlığı ile yankılanır sesimiz pişmanlığımızın ve çaresizliğimizin kol gezdiği isyanın avlusunda:
"Nedeni yok. Anlasana. Yok işte."
(Evet sayfanın tümünü çizdim)