Aralarında gelenek, dil, kültür ve menşe' bakımından birçok fark olan Osmanlı Yahudileri, daha önce büyük işkence ve baskıya maruz kaldıkları milletlerden tevarüs ettikleri kültür mirasını korumak için, anlaşılmaz bir şekilde taassup gösteriyorlardı. Her topluluk, kendi gelenek ve göreneklerine toz kondurmuyor, kendi uygulamalarının dinlerine en uygun olduğunu ileri sürüyordu. Evlilik konusunda, litürji konusunda, yiyecek-içecek konusunda, aralarındaki farklılıklar, birçok meselenin çıkmasına neden oluyordu. Yiyecek içecek konusundaki farklı anlayışlar yüzünden, değişik menşe'lere mensup Yahudi cemaatler, bir arada yemek yemede bile güçlük çekiyordu. Hepsinin İttifak ettiği hususlar; Rabbani geleneği devam ettirmeleri ve ibadet dili olarak İbraniceyi kullanmaları idi. Osmanlı Devleti'nde, geniş bir hoşgörü ortamında yaşayan Yahudiler, hakimiyeti altında yaşadıkları milletin dilini bile konuşmaya gerek duymuyorlardı. Onlar, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar, Türkçe konuşmaya ihtiyaç hissetmemişlerdi. Ancak, 1900 yılında, Osmanlı Devleti içinde kendilerini yalnız hissetmeye başlayan Yahudiler, 29 bir komisyon kurarak, "Millet" olarak, Türkçe öğrenmeye başlamışlardır.