Toplumsal yaralarımız, din başlığı altında ezilen ve yitirilen hayatlara, kimsesiz çocuklara, çocuk olamamış çocuklara, tesadüflere, acılara ve umutlara ev sahipliği yapan bir kitaptı.
Okurken bile insanı iğrendiren, midesini bulandıran olaylar ne yazıktır ki sadece romanlarda yok bunu bilerek okumak daha da kötü hissettiriyor.
Ayrı ama bir o kadar da aynı iki çocuğun talihsiz hayatları sarmal şeklinde onlardan habersiz işlemeye devam ediyor sürekli.
Her sayfada kalbim ağzımda okumaya devam ettim yeni sayfada ne olacak başlarına neler gelicek diye.
(Spoiler!)
Derda 'nın daha on bir yaşında annesini parçalayacak psikolojide olması, içinde bir yerlerde savunmasız olması bir o kadar da nefret dolu ve kimsesiz olması acı verici. Yalnızlığında sarıldığı aslında günahlarının kefareti olarak başlayan ama daha sonra yaşam kaynağı olan Oğuz Atay ' a bağlılığının onu yine Derdâ'sına kavuşturması çok özeldi. İki küçük yürek yıllarca benzer insanlar çevresinde zor hayatlar sürdüler ama karşılaştıkları her kurtuluş kapısında birbirlerine bağlandılar.
Az metaforu ise aslında tüm kitabın özeti niteliğinde. Birbirlerini farkında olmasalar da yıllarca tanımaları, aynı insanın hayatlarına dokunması onların karmaşık hayatlarında bulunan en düzenli bağ diyebilirim.
Genel olarak ne kadar olaylar ağır gelse de sonunun bu kadar iyi bağlanması tüm kitap boyunca aslında asıl çevre ve kişilerden kopmayan olaylar, derinlemesine işlenen kahramanlar hoşuma gitti. Fakat birine okuması için önerir miyim bilemiyorum. Bazıları için tetikleyici olaylar içeriyor.