Bu söz, Van Spor sahaya çıkarken açılan bir pankartta yazıyordu: Selahaddin Eyyubi’nin torunları.
Vicdan, o kadar hassas bir terazidir ki; insanda azıcık bile varsa, insan olan göz yumamaz.
Hayatım boyunca bir yaşam felsefem oldu. Dedemin bana söylediği bir söz var:
“Sana bir gün Kürt müsün, Türk müsün diye sorarlarsa; ne Türk’üm ne Kürt’üm, Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetiyiz de.”
Şu an Avrupa’da okuyorum. Bana hangi ırktansın diye sorulduğunda gocunmadan “Türk’üm” de diyorum, “Kürt’üm” de. Gerçek şu ki ailemde Türk yok; ama Türkler benim din kardeşim. Atalarımızın omuz omuza savaştığı bir halka saygı duyuyorum. O bayrağa saygı duyuyorum. Kırmızısının neyi temsil ettiğini de biliyorum.
Ama merak ettiğim bazı sorular var:
Kürtler neden hep zulme uğrayan, dışlanan, hor görülen bir millet oluyor?
Neden bize “sarı torba” gibi yakıştırmalar yapılıyor?
Neden Kürtçe konuşulduğunda ya da Kürtçe müzik açıldığında “ses yok” deme ihtiyacı hissediliyor?
En önemlisi de şu: Orada çocuklar ölürken neden herkes susuyor?
Ben Doğu Türkistan için de konuştum, Filistin için de, Rojava için de.
Peki neden aynı hassasiyet Rojava söz konusu olduğunda gösterilmiyor?
Bugün bir kez daha hayatın acımasızlığını gördüm. Haklı olsan bile, haksızın arkasında duran biri olunca insan savunmasız kalıyor.
Ve bir kez daha anladım ki; bir kız çocuğunun babası yoksa, ne kadar güçlü olursa olsun, başka bir babanın karşısında sesi kesilebiliyormuş.
Bazen insanlar o kadar acımasız oluyor ki…
Aklıma şu söz geldi
“İnsanı asıl yıkan, adaletsizliktir.”
Dostoyevski
Herkes için söylüyorum: Adalet zor bir şey değil. Lütfen merhametinizi kaybetmeyin.