Aklımın tüm sokaklarında farklı bir şair;
Kaldırımlarda ayak izleri var mısraların,
Her köşe başında bir ayrılık, her vitrinde bir bekleyiş..
Kimisi Nazım’ın özlemini yaşıyor,
Kimisi Sabahattin Ali’nin aşk acısını.
Kiminin dilinde Turgut Uyar’ın "Göğe Bakma Durağı",
Kiminin cebinde Cemal Süreya’dan kalma bir sevda nakışlı.
Bir köşede Orhan Veli rakı kadehine sığdırıyor İstanbul’u,
Bir diğerinde Attilâ İlhan, elinde fenerle seni arıyor.
Şehrin gürültüsü değil bu duyduğum;
Edip Cansever’in o sonsuz, o ağır masasıdır kurulan.
Bir dize düşüyor yere, cam kırığı gibi sessiz,
Ahmet Arif’in prangalarından sızan o sert sızıyla,
İçimdeki sokağın lambaları birer birer sönüyor.
Öyle bir hırpalanmış ki kalemim;
Hangi dizeye dokunsam, bir şairin ahı dökülüyor taşlara.
Sessizlik bile artık mısralarla ölçülüyor,
Ve ben bu kentin içinde,
Kendi sesini arayan bir şiir gibi kayboluyorum.